Archive for Ekim, 2007

27 Ekim
2007
Yükseklik Farkından Tıkanan Kulakları Açmanın En Pratik Yolu

Ivır Zıvır

Bu keşfi daha önce yapmıştım ama tesadüfen mi oldu, yoksa cidden hep işe yarıyor mu bilmediğimden kendime saklamıştım. Artık bu gerçeği saklamanın gereği yok. Buraya yazacaklarım olay yaratacak…

SUS DA ANLAT ŞU YOLU!

Tamam efendim, tamam…
İfade resmi

Yokuştan kulağınız mı tıkandı? Çözüm: Esneyin. Yapmacık da olsa, öylesine de olsa, saat öğlen 12 de olsa, hiç uykunuz olmasa da esneyin. Bunu birkaç defa yapınca, hani esneme esnemeyi çeker derler ya, istemsiz olarak cidden esnemek isteyeceksiniz.

Kocamaaaaaaaan bir esneyin. Gerekirse ağzınızı bile kapamayın. Buyrun, tıkanan kulağınız açıldı. Öyle burnunuzu tıkayıp kulağa hava vermek gibi atraksiyonlara girmenize hiç gerek kalmadan hem de.

Saygılar efendim saygılar.

2 yorum var | toplam 104 kez okundu
Etiketler:
23 Ekim
2007
Anılar İçin Yaşamak

Hayat & Kişisel

Anılar için yaşamak nedir bilir misiniz? Her gittiğiniz yerde eskiye özlem duymaktır. Eskiden ne de güzeldi, şimdi her şey b.k oldu demektir. Keşke ile başlayan ya da olurdu ile biten cümlelerdir. Daha önce aynı mekânda geçmiş iyi kötü tüm anılarınızı bir özlem içinde hatırlamak ve onları tekrar tekrar canlandırmaktır.

Anılar için yaşıyorsanız hatırladıklarınız sizi mutlu etmez. Kötü anılarınız aklına gelince sinirlenmezsiniz. Anılarınız ister iyi ister kötü olsun, aklınıza geldikçe kendinizi kötü hissedersiniz. Çünkü sürekli eskiyi hatırlamanızın sebebi, eskiden iz bırakacak kadar keskin olayların adamıyken, şimdi kendinizi hayatın akışına bırakıp bomboş geçirmenizdir günlerinizi.

Hayır, hemen yanlış anlamayın, günleriniz kötü geçmiyordur. Hatta dönem ilerledikçe sanki gittikçe iyileşmeye bile başlamıştır. Ama yine de iz bırakacak hiçbir şey yoktur.

O zaman eskiye dönerim ben. Bunu isteyerek yapmam, kendime isteyerek acı çektirmek bana göre değil.

*

Forum Bornova’ya gittiğimde B201’in hayaletini görürüm McDonalds’ın önünde… Belki de ikinci dönemin ilk günüdür, dört masa birleştirmişizdir kapalı alanda. O gün derse girmemiştir ilk dönemliler… Ya da Burger King’e beleş kuponlarımızı harcayıp harcayamayacağımızı sormak için sıra bekliyoruzdur. Ya da aşağı katta cins cins şapkalarla poz veriyoruzdur.

IKEA’dayken üst kat benim için çok anlamlı oluverir. Orada ev dizaynı sohbeti yapıyoruzdur. Bir sürü şey beğeniriz, hiçbirini alacak paramız yoktur… Ya da IKEA’nın dışındayızdır. Daha sonra montajlanacak bir fotoğraf çekiyorumdur, yağmur o gün de yağıyordu hafifçe.

Yurda dönerken yürüdüğüm asfalt kaybolur, yerine çamurlu bir yol gelir. Belki iki arkadaş yurda yerleşiyoruzdur, henüz yurdun ne çiti ne elektriği varken… Daha sonra Kipa yapacağızdır ve ardından otogar…

Yeşil Köşk’e gitmeye gerçekten korkarım. Orada en güzel saatlerimi geçirmişliğim vardır. Şimdiyse oraya gittiğimde iyi vakit geçirsem de eskiler kadar iyi olamayacağından anılar sarar her tarafımı. Belki üst kattayımdır. Koridorun sonunda sağdaki odanın en sağındaki masadayımdır ve sıcak çikolata içiyorumdur. Bir daha o kata nasıl çıkabilirim? Ya da belki, belki de zemin kattayımdır. Bir sürü arkadaş… Ben telefonla konuşmak için dışarı çıkmışımdır ve beklememek istediğim bir karşılaşma olur… Çaktırmadan yıkılmışımdır, ne gereği varsa… Ama unutulamaz bunlar. Yeşil Köşk binasını uzaktan görünce bile akın akın saldırır bu anılar bana.

Konservatuar yolunda yürürken bir alışveriş arabası görürüz. Ama sokak lambasının tepesine asılı. O günler kadar güzelleri bir daha gelecek mi? Nasıl özlememeliyim o günleri? O çılgın görüntü nasıl gelmesin aklıma?
Peki ya 525 yolu? Ve kampustan çıkarak metroya iki caddenin arasından gidebileceğimiz, şimdi kazarak anılarımın içine ettikleri o alan? Ben onları unutabilir miyim? Kaç defa 525 bekleyip 525 gelince o yolu yürüdük? Kim 525 kırk beş derece yan yattı diye heyecanlandı? O günleri mi unutacaktım?

Eczacılık bahçesi… Çimlerde yatıp saatlerce yuvarlanmak… Sonunda arkadaşın tekinin fıskiyeye çarpması ve acılı bir son… Kalemimi kaybedip, ertesi gün karanlıkta tüm çimleri arayışım ve kalemlerimi buluşum. Ertesi gün salak gibi tekrar kaybedişim. Grand Café. Langırtcı gençlik. Kipa arabaları, ve arabaları süren biz… Bunlar da unutulmaz.
Yabancı Diller… Gecesiyle ve gündüzüyle. Yıl sonu partisi… Bunlar da unutulmaz.
Bowling? Başlı başına bir anı. Dehşet derecede sevdiğim bir oyun ve onunla özdeşleşmiş Park Bornova. Hep beraber bowlinge gidişlerimizi unutamam. Acemi bir arkadaşımızın bir defasında hepimize fark atmasını da. Güzel bir arkadaşımın kendini bowling toplarının gittiği platforma atmaya çalışmasının ardından kaymak üzereyken tutmamı da unutamam. Bunları unutsam acaba bowling oynarken kafam daha boş olur muydu? Acaba o zaman daha mı mutlu olurdum, yoksa bowling bu kadar anlam taşımaz mıydı?

Lemon Cafe İfade resmi Orası bile anılarla dolup taşmamış mı? Herhalde benim için en unutulmazı sıcak çikolatamı bilumum çöplerle birleştirmekti. Sonucunda iğrenç bir görüntü ortaya çıkmıştı. O gün orada kimler olduğunu unutsaydım ben Umut olur muydum?

Ya da Karşıyaka’ya gidip sırılsıklam olmak… Bornova’da valizi unutmak… Bu anı aklımdan silinir mi?

*

Anılar için yaşamak nedir bilir misiniz? “Olayı aşamamaktır. Sıkça “Aş artık bunları, kendine gel!” uyarılarına maruz kalmaktır. Oysa siz eskiyi kurduğunuz hayal dünyanızda daha mutlu olduğunuzu düşünürsünüz. Çünkü şimdiki zamanda kalabalığın içinde yalnızsınızdır.

Anılar için yaşamak ister misiniz? Ben istemem. Anılarım olsun isterim, onları hatırlayayım. Zaman zaman gülümsetsinler beni. Ya da yanlışlarımdan dolayı pişmanlık duyayım. Ama bu pişmanlığı tekrar tekrar yaşamak amacım olmasın. Bu sadece yaşamın tuzu biberi olsun, yaşamın kendisi değil.

Anılar nasıl aşılır bilir misiniz? Görmemekle. Eğer IKEA’yı bir daha görmezsem, ya da Forum Bornova’yı, ya da Yeşil Köşk’ü, ya da Yabancı Dilleri, ya da İnciraltı’nı o zaman aşılır bu anılar. Eğer tutup Ankara’ya yerleşir, her şeye sıfırdan başlarsan aşılır. Sadece bir seneye yazık olur, o da o kadar önemli değildir. Çünkü bir sene kaybetmek, anılar için yaşanılabilecek yıllara göre ödenen ufak bir bedeldir.

Ama yeni bir sayfa açılamaz. İmkansıza yakındır. O zaman anıları aşmak için ikinci yola geçersiniz. B planına. Zorlu bir plandır. Öncelikle mümkün olduğu kadar anılardan kaçarsınız. Yeşil Köşk’e gitmezsiniz, anılar uğruna güzel insanlardan kaçarsınız. Olayı aşmak için mecbursunuzdur. Amaç isimli yazımdaki gibi…

Eğer benim gibi salaklık yapmayıp, bir defalık kaçamak yapıp anılarınıza dair mekan ya da kişilerden kaçmazsanız tüm çalışmalarınız kapak olur, baştan başlarsınız.

Her neyse… Anılardan mümkün mertebe kaçmanın yanında, eşdeğer anılar ararsınız. İşin zor kısmı da budur. İnsan hep daha iyisini istiyor. (en azından ben öyleyim) Ve bu da “en azından eşdeğer” anılar bulmayı zorlaştırıyor.

“Eşdeğer anılar” için yeni ortamımıza (yani meslektaşlarıma) dört elle sarılıyorum. Günlerimin yine iyi geçmesini umut ediyorum.

Bir süre sonra bizim de aramızda anılarımız olacak. Umarım iyi ve akla kazınacak cinsten anılarımız… Ama öyle bir anılar dizim var ki, yeni olaylar kolay kolay unutturamayacak. Çünkü insan hep daha iyisini istiyor. Daha iyisini bulmadan eskini bırakamıyor… Kötümserim ve bunda haklıyım diye düşünüyorum. Sonuçta ben yine olayı aşmak için debelenirken saplanıp kalacağım.

Peki bu işin sonu nereye gidecek? Sıfırdan bir sayfa açmak için mezun olmayı mı bekleyeceğim? Bana haksızlık değil mi?

Niye insan hep daha iyisini istiyor?

Niye en iyiler en son çıkmıyor?

Ne halt yiycem ben?

Keşke reçete yazılır gibi kesin bir çözümü olsaydı…

5 yorum var | toplam 359 kez okundu
22 Ekim
2007
Teröre Tepki

Hayat

terörTeröre kendi çapımızda tepki gösterdik. Tebrik ettim üniversitemizi. 21.10.2007 (yani bu yazıdan bir gün öne) YurtKur yurtlarının içinde başlayan yürüyüş kısa zamanda büyüdü. Tahminimce birçok kişi yurt çapında bir şey olacağını düşünüyordu, çünkü pijamalı ve terlikliler çok fazlaydı. Her neyse, ben Yurtkur’da kalmıyorum. Tam o esnada yurdun önünden geçmem büyük bir tesadüftü. Kalabalık yurttan çıkıp çarşı boyu yürümeye başlayınca ben ve birkaç arkadaşım da yürüyüşe katıldık. Teröre tepkimizi belirten sloganlarla, bazen saygı duruşu yaparak, bazen İstiklal Marşı da okuyarak Osman Kibar Kavşağı’na yönelerek kampusu terk ettik. Yürüyüş bir anda çıkan ve acemice bir şeydi, planlı değildi, bunu sloganlardan olsun, milletin pijamalarıyla terlikleriyle dışarıya çıkmasından anlayabilirdik ama böylesi daha bir anlamlıydı sanki. İnsanların terörden ne kadar nefret ettiklerini ve tepkilerini belli etmeye ne kadar hazırlıklı olduğunu fark ettik. Başkalarını da aramıza katarak Bornova merkeze kadar ilerledik. Bu esnada esnafın desteği olsun, apartmanlardan sarkıtılan Türk bayrakları olsun, araçların korna çalarak ve el sallayarak bize katılması olsun oldukça hoştu.
Devamını oku »

2 yorum var | toplam 196 kez okundu
20 Ekim
2007
Faydalı ve Eğlenceli Linkler 2

Bilgisayar & İnternet

Vixy.net youtube videolarını bilgisayarınıza indirmenizi sağlayan bir servistir. Bu servis youtube videolarını ya da konumunu sizin yazacağınız bir flv videosunu kendi sunucusunda AVI (DivX), MOV, 3PG, MP4 veya MP3 (sadece ses) formatlarından birine dönüştürüyor ve siz dosyayı istediğiniz formatta indirebiliyorsunuz. Bilgisayarınızda hiçbir dönüştürücü yazılım olması gerekmiyor böylece. Servise gidin

BioMotionLab isimli bu flash uygulaması insanların nasıl yürüdüğü hakkında çok ilginç bir çalışma. Buradan gidebilirsiniz.

1 MB’ı aşmayan Office dosyalarınızı online olarak PDF yapabileceğiniz üyeliksiz ve ücretsiz bir servis. Güncel dosya formatlarını (Word, Excel, Power Point vs.) destekliyor. Dikkat etmeniz nokta dosyanızın isminde Türkçe karakter olmaması. Yoksa saatlerce dönüştürmesini bekler, ve daha çok beklersiniz. İfade resmi Buradan gidebilirsiniz.

Burada bazı Tayyip karikatürleri var. Bunlara bakmanızı istediğim kadar ilk yoruma da özellikle dikkat etmenizi istiyorum. İfade resmi

Şimdilik bu kadar…
Saygılar, sevgiler.

1 yorum var | toplam 156 kez okundu
20 Ekim
2007
Her Duruma Ayak Uydurmak

Eğlence

yorum yok | toplam 103 kez okundu
Etiketler: , ,
17 Ekim
2007
Türk Telekom Grevi

Hayat

Üniversitemizin NYG Şefi Türk Telekom grevini ve aynı vakte gelen fiber optik kablo sabotajını burada çok güzel yorumlamış. Kendisine şiddetle katılıyorum. Yazısı aşağıda.

Haberin detayları aşağıda, Türk Telekom’un şehirler arası ana fiber hatları kesilmiş. Kimin kestiğinden daha önemlisi, bunun bu kadar kolay ve fark edilmeden yapılabilmesidir.

İşin vehameti şudur: Bu kritik hatlar, bu kadar kolay bir şekilde kesilerek birçok sisteme zarar verilebilmektedir. Tartışılması gereken budur. Artık devletin kurumlarının, Türk telekom’dan bağımsız kendi denetimlerinde ve kendilerine ait omurgaları (dark fiber) yaygınlaştırması ve koruması gerekmektedir. Kritik birimler için uydu bağlantılı yedek hatlar da oluşturulmalıdır.

Habere buradan erişebilirsiniz.

Saygılarımla…

yorum yok | toplam 100 kez okundu
13 Ekim
2007
Üçüncü Tekil Şahıs

Hayat & Kişisel

Davetiyeler,odalar ve localar iki kişilik
Ya tek gidersin bir koltukta ya biletler iki kişilik
Ya tek kişiliktir bir yatak ya yalnız yatılmaz iki kişilik
Ya tek taraflıdır bir aşk oda severse iki kişilik
Başka kaç kişiyi seversen sev bir sevda yalnız iki kişilik
Hele başbaşa bir akşamda masalar hep iki kişilik
Peki sen kimsin dediler bana, dedim bende 3.tekil kişilik
Peki dostluk var mı bu dünyada, dedim dünya iki kişilik
Çocuktuk çoktuk oysa, çok üzgünüm şimdilik

Yiğit Güralp

Devamını oku »

1 yorum var | toplam 110 kez okundu
12 Ekim
2007
İyi Bayramlar

Hayat & Ivır Zıvır

Ben, bu blog girdisi olarak, okurlarımın bayramlarını kutluyorum. Yaşca yazarımdan yaşlı olanların elini e-öpüyorum. (Bayram harçlıklarını izleyen banka hesabına yatırabilirsiniz İfade resmi)

Bu bayramı bir mola (timeout) olarak kullanalım. Günlük hayatımızdan ve dertlerimizden uzaklaşalım. Kafa karışıklıklarımızı bir kenara atalım. Kabus görmemeye çalışalım. Sadece sevdiklerimizin ve yakınlarımızın yanında olmanın getirdiği huzura odaklanalım.

Hepinize iyi bayramlar!

yorum yok | toplam 66 kez okundu
Etiketler:
09 Ekim
2007
Harry Potter and the Dark Lord Waldemart

Eğlence

yorum yok | toplam 109 kez okundu
07 Ekim
2007
Kafam Karıştı

Hayat & Kişisel

Kafam karıştı. Bir olay var. Herkesin gördüğü ve aynı şeyi anlayabildiği somut olaylar… Ama tarafımdan değerlendirilince bu olay, iki sonuç çıkıyor. Hangisi? Kendimi mi kandırıyorum, yoksa hayatım mı renkleniyor? Hangisi doğru bilinmez.

İkincisi ise, yani hayatım renkleniyorsa, çok iyi. Hatta “süper, çılgınca” gibi tanımlar yerine daha abartılısı icat edilmişse, ondan. (e.g. extremely magnificent) Zaten tam da buna ihtiyacım var.

Düşünsenize, her gün aynı şeyi yapsanız, bir türlü sevmediğiniz 100 kişi arasında 9.30 – 17.00 arası en sevdiğiniz dersleri alsanız, dersten çıkınca hep aynı şeyleri yapsanız, kendinizi oyun modellemesine verseniz, Internet ve web programlama manyağı olsanız… Bunları her gün yapsanız siz de hayatınıza renk istemez miydiniz?

Bence isterdiniz. Hem de en güzelinden.

Ya kendimi kandırıyorsam… Bundan çok korkuyorum. O zaman bir kez daha hissedebildiğim kadar kötü hissedeceğim kendimi. Ve tabi yalnız.

Sürekli “kendimi kandırmak” ve “hayatımı renklendirmek” arasında gidip geliyorum. İkisini düşünebilmem için de çeşitli nedenlerim var. Ve ben arada kaldım. Arada kalmak kötü bir şey. “Kendimi kandırmak” daha da kötü. “Hayatımı renklendirmek” ise ikisinin zıttı, beni mutlu kılacak bir şey.

Karar vermek için daha çok veri toplamak iyidir. İnsanın bir tarafta karar kılmasını kolaylaştırır. Ama emin olayım derken, aylarca bekleyip beklemenin bokunu çıkarmak çeşitli zaman aşımlarına neden olabilir. Eskiden olduğu gibi. Bkz1. Amaç Nefret Ettiklerim

Sonuç mu?
Bilmem ki? Sonuç paragrafı yazmayı hiç düşünmedim. İfade resmi

1 yorum var | toplam 112 kez okundu