Archive for Ocak, 2008

31 Ocak
2008
Nefret Ettiklerim-2

Hayat & Kişisel

Bir ara web sitemde nefret ettiklerimin olduğu bir liste yapmıştım. O listeyi yayımladıktan sonra da yazmaya devam ettim. Bugün taslaklara bir baktım ki, yeterince nefret ettiğim birikmiş yazıda. Artık yayımlamanın vakti geldi diye düşünüyorum. Koyu yazılanlar özellikle üzerinde durduklarım.

  • Fotoğraf yerine resim kelimesinin kullanılmasına uyuz oluyorum. TDK’ya göre eş anlamlılar, ama olmamalılar. Uyuz oluyorum. Resim çizilen bir şeydir, fotoğraf çekilen bir şeydir. Birinde fırça kullanırsın, birinde objektif.
  • Bir şeylerin karambole gelmesinden nefret ediyorum. Mesela ciddi bir konuda konuşuyorsunuz. Tam o ara arabanın biri kırmızı ışıkta geçiyor. Arkadaşınız da siz de arabaya bağırıp çağırıyosunuz. Yanınızdakilerden biri trafik ışığını ihlal etmiş arabalarla olan bir anısını anlatmaya başlıyor ve sizin önemli konu güme gidiyor.
  • Bayan arkadaşlarımın (istisnalar kaideyi bozmaz) bana “abi” diye hitap etmelerinden hoşlanmıyorum ne yalan söyleyeyim. Bkz. Hitap Şekilleri
  • Bazı konularda bahtsız bedevi olmaktan nefret ediyorum.
  • Verilip de tutulmayan sözlerden nefret ediyorum.
  • Verip de tutması imkansız olduğu için tutamadığım sözlerden dolayı kendimden nefret ediyorum. Karşı taraf verdiğim sözleri takmamakta, hatırlamamakta, hatta ve hatta beni bile takmamakta, hatta ve hatta ve hatta belki adımı bile unutmuş durumda. Yani sözümü tutmamı beklemiyor. Ama ben bir defa demiştim, ve içimde kaldı.
  • Mantığımla duygularımın arasında iyi bir oran tutturamamaktan nefret ediyorum. Bir olayda ya çok mantıklı, ya da çok duygusal davranıyorum. İkisi de bana “kapak” olarak geri dönüyor. Bkz. Duygu vs. Mantık
  • Bizim kattaki odalardan birinin kapıyı hayvanlık derecesinde gürültülü çarpmasından, başka bir odanın gecenin üçünde koridorda tekerlekli ofis sandalyesi sürmesinden, karşı odamızın duşta arabesk söylemesinden nefret ediyorum.
  • “Derslerin hayattan daha çok kafaya takılması” olayından nefret ediyorum.
  • Uzaktan arkadaşlarım olmasından nefret ediyorum.
  • Birbirimize her şeyi anlattığımızı söylediğimizde, ben cidden her şeyi anlatmış olmama rağmen karşımdaki kişinin bana sadece “bir kısmını” anlatıp bunu “tamamı” gibi yutturmaya çalışmasından nefret ediyorum. Üstelik ben zorlamıyorum, kendisi anlatıyor ve “her şeyi” (!) anlatıyor.
  • “de”‘yi ayrı yazmayı beceremeyenlere, ve “çooooq yardım et lütfen pls.” örneğindeki gibi “pls” ve “q” kullanıp Türkçe’yi katledenlere uyuz oluyorum. Halbuki “byee” yazmak batmıyor, o da ilginçtir… İfade resmi
  • Hoşlandığım biriyle sıradan arkadaşlık ilişkimi gereğinden çoooook daha fazlasıyla uzun sürdürüp arkadaşlık/dostluğa bağlamaktan ve ondan hoşlandığımı bile söyleyemeyerek şansımı hiç deneyememekten nefret ediyorum. Bunun üstüne arkadaşlığa bağladıktan sonra da hoşlanmaya devam edebiliyorsunuz ki, o da ilişkinin tadı tuzu oluyor. (mesela sirke tadında)
  • Facebook’tan nefret ediyorum.
  • Yalnız olmaktan nefet ediyorum.
  • Arkadaşlarımın suratlarını görememekten artık neye benzediklerini unutmaktan nefret ediyorum.
  • MSN’de ben çevrimiçi olur olmaz bir anda çevrimdışı olan (ya da görünen artık bilemiyorum) kişilerden nefret ediyorum.
  • ASUS’tan nefret ediyorum. Bkz. ASUSUNAKO
  • Uykusuzluktan nefret ediyorum.

Peki siz nelerden nefret ediyorsunuz?

7 yorum var | toplam 217 kez okundu
30 Ocak
2008
Mim:Nefesimi Kesecek Anlar

Ivır Zıvır

Hamdi Yaman beni mimlemiş. Bu ilk mimlenişim oluyor. İfade resmi Konu şudur: “Nefesimi Kesecek Anlar

Özetle:
Üç ayrı başlık altında yazmam gerekiyor. İlki “Bunlar bunlar bunlar, belki bir gün olur da gerçek olur.” dediklerim. İkinci başlık “Bunlar, şu anda yapabilirim ama yapmıyorum, bekletiyorum nedense…” dediklerim. Ve üçüncü başlık “Tamamen hayal ürünü olanlar…

Haydi başlayayım… Nasılsa yazarken uzun uzun düşüneceğim. Okuması ne kadar kısa sürse de, yazması uzun süren bir yazı bu. Devamını oku »

yorum yok | toplam 107 kez okundu
Etiketler: ,
30 Ocak
2008
Eski Günler

Hayat & Kişisel

  • Süper Baba’nın müziğini flütle çalmışsanız
  • SHOW TV’nin müziğini hala hatırlıyorsanız “dup dıbu dıp dıp dıbı dıp dum” (yazının devamına bakın İfade resmi )
  • Tabi ki bir de “İyi TV eyç bi bi, eyç bi bi iyi TV”
  • “Önce hüplet sonra gümlet” hayat felsefeniz olmuşsa
  • Parliment pazar gecesi sinemaları müziğini duyduğunuzda içinizde hala garip duygular uyanıyorsa (yazının devamına bakın İfade resmi )
  • Polis Akademisi’ndeki her sesi çıkaran adama hayranlık duyuyorsanız
  • Okulda Coca-Cola kutusunu ezip maç yaptıysanız
  • Atarideki ördek vurmaca oyununda silahın nasıl çalıştığına hala kafa yoruyorsanız
  • Işıklı spor ayakkabılar hava atmanın önemli bir unsuruysa
  • Kasete kayıt yapılabilmesi için alt tarafında bulunan karelerin bantla kapatılması gerektiğini öğrenmenin önemini biliyorsanız
  • Ali baba saat kaç?, simiiit, birdir bir, dansa davet, çatlak patlak, yakan top gibi kalabalık oyunları zevkle oynamışsanız
  • “Bandıra Bandıra ye Beni” şarkısını hızlı söylemeye çalıştığınız günler varsa
  • Rönesans sanatçılarını ilk kez Ninja Kaplumbağa’ların ismi olarak tanıdıysanız
  • Hafta sonları çizgi film izlemek için erken kalkmanın ne demek olduğunu biliyorsanız
  • Beğenseniz de beğenmeseniz de tüm çizi filmleri art arda izliyorduysanız
  • Bir sanal bebeğiniz olmuşsa
  • Tetris’i süper hızla oynayabiliyorsanız
  • A/S/L ne demek biliyorsanız
  • ICQ’nun 11 haneli rakamını ezberlemeye çalışmışsanız
  • Kasetleri kalemle havada sarmışsanız
  • “Hey Corç versene borç!” denilince cevabı hemen yapıştırabiliyorsanız
  • Telefonların jetonla çalıştığını hatırlıyorsanız
  • Power Rangers’ın renklerini hatırlıyorsanız
  • Lambada’nın müziği kulağınızda çalabiliyorsa
  • Sayısız joystick kırdıysanız ve gün gelince artık joystick satılmadığını fark ettiyseniz
  • Prince of Persia’da alttaki dikenlere düşünce çıkan dınnzk sesini ve kanları hatırlıyorsanız

…siz de 80’lerin sonunda 90’ların başında çocuk olmuşsunuz demektir ve evet, yaşlanıyoruz. İfade resmi Devamını oku »

3 yorum var | toplam 211 kez okundu
29 Ocak
2008
Duygu vs. Mantık

Bilim & Hayat

Her ne kadar kanıtlayamasam da, insanların kanıtlayamadıkları şeylere inanmakla seçilimsel bir avantaj elde ettiklerinden oldukça eminim. Arada bir yanlış inançlara kapılan insanlar, bir şeye inanıp ona göre harekete geçmeden önce kanıt istemekte ısrarcı davrananlara kıyasla hayatta daha başarılı oluyor. Arada bir duygularına kapılıp giden insanlar, her adımlarını hesaplayanlardan daha başarılı oluyor. Belli durumlarda seçilimsel avantaj sağladıkları için, bu avantajların yoğun duyguya ve tutkulu inanca yönelik zihinsel kapasiteleri şekillendirdiğine inanıyorum.

Mantıksızlık ya da aşırı duygusallığın savunuculuğunu yapmıyorum. Kişi ve grupları etkileyen sorunlardan bazıları, hatta çoğu tutkuya dayalı eylemlerden kaynaklanır. Yunan düşünürler ve Aydınlanma’nın öncüleri doğru bir çıkarımla, aklın batıl itikat ve ilkel duyguları defetmesi halinde dünyanın daha iyi bir yer olacağı sonucuna vardılar. Benim yeniden o yola girmek gibi bir niyetim yok; örneğin köktencilik (fundamentalism), uygarlık için ciddi bir tehdit olmayı sürdürüyor. Ama bu eğilimleri anlamak istiyorsak, onları kusur gibi görmeyi bırakıp, nasıl ortaya çıktıklarını düşünmeye başlamamız gerektiğini savunuyorum.

Bu inanca varışım, oyun teorisi ve evrimci biyolojiyi araştırmanın, bir yandan da psikiyatrik hastalarla ilgilenmenin sonucunda gerçekleşti. Çoğu hasta, acı verici ve anlamsız buldukları korkular, üzüntüler ve diğer duygularla boğuşurken, bazıları da abartılı fanteziler ve tuhaf inançlar yüzünden sorun yaşıyor. Bir de saplantılı-zorlanımlı kişiliğe sahip olanlar var. Bu hastalar saplantılı-zorlanımlı kişilik bozukluğu sergilemiyorlar; gün boyu yıkanmıyor ya da sayı saymıyorlar. Bunun yerine saplantılı-zorlanımlı kişilikleri, hiperrasyonellikle karakterize oluyor. Diğer insanların duygusal patlamaları onları hayrete düşürüyor. Görevlerini yerine getiriyor, başkalarından da aynı şekilde davranmalarını bekliyorlar. Tabii bu konuda sık sık hayal kırıklığına uğrayabiliyorlar, bu da çoğu zaman küskünlüğe yol açıyor. Kurallara bağlı kalarak, karşılıklı iyilikte bulunuyor, ne samimi cömertliğe, ne de derin nefrete anlam verebiliyorlar.

Tutkudan yoksun insanlar birkaç dezavantajın zorluğunu çekiyor. Sosyal yaşam oyun teorisiyle örtüşen durumlar yarattığı zaman, tahmin edilebilir, sıradan davranışlar, seçenekler arasından rastgele eylem tercih etmeye kıyasla daha önemsiz bir strateji olarak görülüyor. İntikam arayışına girebilecek öfkeli bir kişi tedbir gerektiren bir güçken, duyar1ı bir rakiple kolaylıkla başaçıkılabiliyor. Tutkulu bir aşık, kendisininkinden daha üstün ama pratik nedenlere dayalı bir evlilik teklifini önemsiz kılabiliyor.

İnanç kapasitesi düşük olan insanların dezavantajlarını açıklamak zor olabilir belki, ama eyleme geçmeden önce kanıt bekleyenlerle sağlam bir inançla hareket edenlerin karşılaşacakları sonuçları düşünün. Hayatta en önemli şeyler, harekete geçmenin başkalarına anlamsız göründüğü zamanlarda harekete geçenlerce gerçekleştirilir. Genelde başarısız olurlar, ama bazen da başarırlar. Neredeyse tüm diğer kişilik özellikleri gibi, tutkulu duygu ve mantıksız inanış eğilimi de, dağılımın orta aralığında en avantajlı özellikleri teşkil eder. Bana göre modern yaşamın optimumu, ortalamanın rasyonel tarafına daha yakın duruyor, ama tayfın her bir noktasının kendine göre avantaj ve dezavantajları olduğu da bir gerçek. İnsan yaşamını iyileştirmek için bu kapasiteleri anlamamız gerekiyor. Anlamak için ise kaynaklandıkları noktaları ve işlevlerini kavramalıyız. Doğruluğunu kanıtlayamasam da buna inanıyorum. Bu inanç beni, sahip olduğum kanıyı güçlendirecek ya da (zihnimi yeterince disipline edebilirsem) yanlış olduğuna inanmamı sağlayacak kanıtları araştırmaya teşvik ediyor.

RANDOLPH M. NESSE

Devamını oku »

yorum yok | toplam 152 kez okundu
28 Ocak
2008
Gelen ve geçen başlık resimleri

Bilgisayar & Ivır Zıvır & Kişisel & İnternet

Bu yazı 100. blog yazım. E özel bir şeyler olsun o zaman. İfade resmi

Sitemin en tatlı özelliklerinden birinin her sayfa açılışında değişen başlık resmi olduğunu düşünüyorum. Kısaca teknik bir bilgi vermek gerekirse sunucuda çalışan bir PHP kodu siz sunucudan her sayfa isteyişinizde o anda sitemde kaç tane başlık resmi varsa onlar arasından rastgele bir tanesini seçerek size yolluyor. Siz de farklı resim görmüş oluyorsunuz. Daha fazla ayrıntı için yazının sonuna bakabilirsiniz.

Sitemi kurduğumdan beri birçok başlık resmi yaptım. Photoshop sağ olsun. Bazılarını emekli ettim, bazılarının dizaynını değiştirdim. Düşünüyorum da, belki de artık bu çalışmalar hakkında birkaç satır karalamanın vakti gelmiştir. Ve bu karalamaları fotoğraf galerisine sabitlemenin vakti de.

Başlayalım mı? Devamını oku »

4 yorum var | toplam 822 kez okundu
27 Ocak
2008
Asusunako

Bilgisayar & Hayat & Ivır Zıvır

ASUS mu, aman Allah korusun! Canım bilgisayarım yine gidiyor tamire… Bu kaç oldu, sayamadım. ASUS o müthiş marka, meğersem çok dandik bir markaymış. Hayallerim yıkıldı. Evet, saymayı tamamladım da, bu 4. gidişi olacak garanti kapsamında tamire. Yazıklar olsun.

AsusunakoEfendim ilkinden başlayayım ben size ASUS’un ne kadar dandik bir marka olduğunu anlatmaya. Bilgisayarımı açtım, kulaklığımı taktım. Kulaklıktan ses geliyordu, bu normal. Ama dış hoparlörden de ses gelmeye devam ediyordu. BIOS güncelledim olmadı. Daha sonra o zamanlar ASUS Türkiye diye bir servis bile olmadığı için bilgisayarımın Türkiye dağıtımcısı olan Hızlı Sistem’e gönderdim bilgisayarımı. Adamlar 15 gün sonra geri gönderdi. Bilgisayar düzelmiş. Ana kart değişmiş. Devamını oku »

5 yorum var | toplam 248 kez okundu
23 Ocak
2008
Bitti

Hayat & Kişisel

Ray resmiYarın (aslında gece yarısını geçtiği için bugün) son finalime giriyorum ve BİTTİ! Ondan sonra tek yapacağım Antalya’ya dönmek. Antalya’ya gitmeyi herhalde son 10 aydır hiç bu kadar çok istememiştim.

Pek de umduğum gibi başlamayan, zaman içinde daha iyi gitmeye başlasa da hayalini kurduklarımın %1’ini bile elde edemediğim bir dönem oldu benim için. Aksine, sahip olduklarımdan da kaybettiklerim oldu. Kaybetmemek için elimden geleni yapsam da. Benim bir suçum yok. Ben kötü bir şey yapmadım. Ben hatalı davranmadım.

Bu sömestir çok da inişli çıkışlı dönemlerim olmadı. Diplerde süründüm durdum zaten. İfade resmi Dalgalı değildi hiç.

Gün bazında kendimi nasıl hissettiğimin bir grafiğini tutmaya karar verdim. Her geçen günü 0 ile 100 arasında puanlıyorum. Üç ay sonra dönüp baktığımda nasıl hissettiğime dair elimde cidden bir veri olacak! Grafiğe gitmek için buraya tıklayabilir ya da istediğiniz her zaman üstteki menünün en sağında yer alan “?” simgesini kullanabilirsiniz. Devamını oku »

2 yorum var | toplam 164 kez okundu
22 Ocak
2008
Tercih & Bahane

Hayat & Kişisel

Bugün sudan bahanelerle güzel geçme olasılığı olan bir toplaşmaya gitmedim. Hep merak etmiştim bunu BANA yapanlar nasıl hissediyor diye. Tamam, yurtta biraz canım sıkıldı ama bunu denemeliydim. Alışkınım zaten yurtta canımın sıkılmasına. Özellikle son üç haftadır, arkadaşlar (?) sağ olsun, pek dışarı çıkamıyoruz. E dedim, peki ben niye hiç bahane bulmuyorum? Bu sefer ben bahane buldum. Bahane bulma kısmı en zevkli kısmıymış zaten. Tamam, yurtta biraz canım sıkıldı. Ama alıştım artık 48 saat boyunca internet erişimli yurt odası hücremde kalmaya. Arkadaşlar (?) sağ olsun.

  • Dersime çalışmak zorundayım, 30 dakika bile dışarı çıkmamam, zaten dışarı çıksam O KADAR UZAĞA (alt tarafı 1km.) gelemem, sonra derime nasıl çalışırım! O 30 dakikayı çalışamazsam ne olur biliyor musun? (tabi gece 30 dakika geç de yatamıyoruz.)
  • Sırtım ağrıyor. (sanki ölüm döşeğindeyim.) (bunu dedikten sonra basketbol oynarken yakalanırsam daha da anlamlı bir bahane oluyor tabi.)
  • Saç telim ağrıyor. (en sağlam bahanelerden biridir.)
  • Parmak izimi bulamıyorum.
  • Darbe oldu.
  • Yurttan çıkışa izin verilmiyor.
  • Yemek yemem gerek. (sanki arkadaşların gittiği yerde yok)
  • Dünkü sınavım kötü geçti. (e napalım, dün dündür, bugün bugün.)
  • Dört gün sonra yola çıkacağım, hazırlanmam gerek.
  • Antalya’da güneş açtığı için gelemiyorum.
  • YouTube kapalı, gelemem.

Bakıyorum da, bahane üretme konusunda yetenekliymişim vesselam.

Not: Bu yazıyı okuduğumda benim bugün ektiğim arkadaşlarımın tamamı sanki beni hep eken ve bahane uydurmaktan geri durmayan arkadaşlarımmış gibi bir anlam çıkıyor. Lütfen burada bir yanlış anlaşılma olmasın. İki cümle önceki cümle, cümle olarak yanlış. Ama bu açıklamaya rağmen hala küsme eğilimindeyseniz bana da haber verin lütfen. Dağ dağa küsmüş olayına girmeyelim. Devamını oku »

2 yorum var | toplam 148 kez okundu
20 Ocak
2008
Remote Friends

Hayat & Kişisel

Remote Friends
(Uzaktan Arkadaşlık! Hemen Deneyin!)

Remoe Friends

Uzaktan arkadaşlık, aslında takmadığınız ama bir nedenden dolayı da hala arkadaşınız kalmasını istediğiniz insanlara uygulayabileceğiniz oldukça fazla derecede etik ihlali içeren günümüzde sıkça kullanılan ve beni (de) sinir etmekte olan bir teknolojidir.

Bu teknoloji aşağıdaki durumlarda kullanılmak içindir:

  • Bir kişiyi çok umursamasanız da hala arkadaşınız kalmasını istediğinizde
  • Bir kişiyi hiç umursamasanız da bunu ona hissettirmeden arkadaşınızmış gibi kalmasını istediğinizde
  • Bir kişiyi son çare olarak gördüğünüz zamanlarda (daha iyisi olursa o kişi umurunuzda olmaz, daha iyisini bulamazsanız son çare olarak ona varırsınız.)

Onlar sizin yanınızdadır. Onlar sizin biricik arkadaşlarınızdır. Onlarsız yapamazsınız, onlar sizsiz yapamazlar. Tanımda böyledir işler. Gel gör ki “onlar” yoktur. Hep sizin yanınızda olan, biricik arkadaş olan, can ciğer olduğunuz “insanlar” ihtiyacınız olduğunda yoklardır.

İşte biz buna “uzaktan arkadaşlık” diyoruz. Genelde sizin onlar için feda edebileceğinizin kat kat ve kat azını bile feda edemediklerinde şüphelenmeyi bırakıp onların birer “uzaktan arkadaş” olduklarına kesinlikle inanabilirsiniz.

“Uzaktan arkadaşlık” teknolojisi şöyle de tanımlanabilir: Arkadaşlık olarak iddia edilen bir sosyal ağda iki taraftan birinin görüşme imkânı çok açık bir şekilde olduğu halde görüşmeyi çeşitli bahanelerle istememesi, bunu sıklıkla tekrarlamasıdır. Ek belirtiler, sadece bir şey gerektiğinde kısıtlı süreler için görüşmek olabilir. Bu tanımda dikkat edilmesi gereken iki önemli nokta, görüşme imkânının çok açık bir şekilde olması gerektiği ve çeşitli bahanelerle istemediği bu buluşmaları reddetmeyi sıklıkla (karşı taraf artık çağırmaktan nefret edene kadar) tekrarlamasıdır.

Bu samimiyetsiz ortamı günlük hayatımıza sokan “Uzaktan Arkadaş”lara teşekkürlerimi sunuyorum.

Not: Laflar size batıyor gibi geliyorsa, belki de cidden size batıyordur. Kendinizi bir sorgulamayı deneyin. Olmadı gelin bana sorun. Sonra dağ dağa küsmüş olayına başlamayalım, durup dururken problem çıkmasın.

Not 2: Laf size batıyor gibi gelmediyse çok büyük bir ihtimalle bu yazı zaten size yazılmamıştır. İçiniz rahat olsun.

3 yorum var | toplam 258 kez okundu
16 Ocak
2008
Fotoğraflarınızı Metin Yapın

Bilgisayar

Bir çoğunuz görmüşsünüzdür, harflerden oluşan resimler… Genelde korsan yazılımların seriallerinin olduğu dosyada olurlar İfade resmi Peki, bunların nasıl yaratıldığını hiç düşünmüş müydünüz? Yok yok, elle uğraşmıyorlar. Onu da yapan bir yazılım var.

ASCGen.NETASCII Generator dotNET adı verilen, SourceForge’de açık kaynak kodunu da bulabileceğiniz bu ücretsiz yazılım sizin de yazıdan resim yapmanızı sağlıyor. Ne dediğim tam anlaşılmadıysa yandaki fotoğrafa tıklayarak büyültüp bakabilirsiniz. Nerede kullanacağınız size kalmış. İfade resmi Hiç işinize yaramayacağını düşünüyorsanız bile, ben azından bir denemenizi tavsiye ederim.

Programın 0.9.5. versiyonunu buradan (Rapidshare: benim yüklemem) çekebilir ya da buradan (softpedia) indirebilirsiniz.

NOT: Programı açabilmek için .NET Framework 2.0 yüklü olmalıdır.

2 yorum var | toplam 157 kez okundu