Bunun Burada Ne İşi Var?
Dün şehre inmek için Sayın Menderes Türel’in zamanında Hafif Metro ...
Haftanın en sevilmeyen gününde, Pazartesi günü doğmuşum, 90 yılının 30 Nisan’ında. Hatırlayabilmeyi çok isterdim bebekliğimi, anne babama çektirdiğim çileleri. Bilebilsem neler çektiklerini, en ufak bir yanlış dahi yapamazdım onlara.
Akşam ezanını, eve dönüş zamanı olarak bilerek geçirdim çocukluğumu. Şimdi saate bile bakmıyorum eve dönerken.
Problemlerim çok büyüktü küçükken. Topum birinin bahçesine kaçardı, buna stres yapardım. Ağaçtan erik toplardık, o kadar çok toplardık ki, mühendis zekasıyla, erikleri nasıl taşıyabiliriz diye çözümler üretirdik. Simit satmaya kalkışıp, pazarlamacı zekasıyla, tüm simitleri akrabalara zorla satmanın taktiklerini bulurduk. Kapitalizme karşı olduğumuzu göstermek için, marketten değil, yanındaki ufak bakkaldan sakız alırdık. O “Hoca Bakkal” dı. Satmadığı ürünü isteyene, “elimizde kalmadı” diyerek cevap verir, müşteriden utancını gizlerdi. Bilgisayarın gelecek demek olduğunu bilip, internet kafeden çıkmayıp, aynı bilgisayarda iki kişi oyun oynardık. Ne farkı var ki aynı projede 2 kişi kod yazmaktan?
Her ne kadar çocuk kalabilmeyi istesem de, lise yıllarındaki arkadaşlıkların sıcaklığını özlüyorum. Lise yıllarını dersane denen para tuzağında harcamaya adayan o nesile yetişebildim. Öğrenci Sevme (anlayan anladı) Sınavı gibi bir stresin altından kalkabilip, uzaktan yakından alakam olmayan İzmir’e geldim.
İngilizce öğrenmek için hazırlık okuduğumu sandım ilk sene. Ege Üniversitesi bana yalan söylemiş. Amaç; kendi kendine, hiç tanımadığın bir şehirde, ailenden uzakta, üniversite hayatına,daha doğrusu hayata adapte olmakmış. Yoksa, banane hocanın her gün ders anlatmak yerine, eşiyle ettiği kavgaları anlatması ya da bir tercümanın gelip, İngilizce öğretmeyi bütün kitabı okumak olduğunu sanması.
Bölüme geçtiyseniz ve benim gibi bilgisayar ile alakalı bir bölümde okuyorsanız, çevrenizdekiler bilir, derslerde format atmak üzerine uzmanlaştığınızı, doktoranızı MSN’deki sorunları çözme üzerine yaptığınızı. Youtube’a girebilmeyi biliyorsanız bilgisayarın her şeyini çözmüşsünüzdür. Daha önce yazıcıdan çıktı almadıysanız hiçsiniz. Bunları düşünenler iş arkadaşlarınız da olabilir, akrabalarınız da, merak etmeyin fazla uzağınızda değiller. Her an biri arayıp “Enes 5 senedir görüşemiyoruz, ama (hal hatır sormak da yok) sen anlarsın bu işlerden: Face’te nasıl video eklerim” diyebilir. Ben gerçi bir akrabamın arayıp bunu sormasına da razıyım. En azından, kimse aramadı şunca sene, bir kez bile, dememiş olurum.
Herkes farklı yollardan gelmiştir bu zamana. Farklı, iyi ve kötü anılarıyla. Ama tek ortak yanı var herkesin: Daha karşılaşacakları çok şey var. Ufacıkken başladık yeni şeyler öğrenmeye, büyüdükçe bitmedi bu öğrenme süreci. Her geçen gün daha fazla şey öğreniyoruz. Öğreneceğim çok şey var. Anne babamın yaşları hala büyük benden. Hala küçüğüm onlardan. Ben onların çocuğuyum. Ben hala çocuğum…
Blogunda beni misafir ettiği ve bu yazıyı paylaşmama vesile olduğu için Umut’a sonsuz teşekkürler
Twitler yükleniyor... 5 saniye sonra
Bıdı bıdı bıdı bıdı dıdı dıdı dudu dudu hıdı hıdı hödü hödü yüklüyoruz öhüm öhüm bıdı bıdı vs vs... 6 nanosaniye önce
Yüklenmenin geç olmasının sebebi ben değilim, Twitter API'sinin yavaş olması. Gudu gudu hıdı hödö büdü büdü... 25697 asır önce
Ha tabi bunları okumuşsan, bu sitenin çok gizli bir özelliğini bulmuşsun demektir. ;) Tebrikler. Bu "sürpiz yumurta"yı bulduğunu bana da haber verir misin? Tıkla! 6 dinazor önce
[...] oldu. Bir de Umut blogunda misafir etti beni ve haziran ayı misafir yazarı oldum. (Yazıya buradan [...]