U:Anılarımın üstünden metro inşaatı geçti abi. Acaba Alsancak’a da metro yaparlar mı?
A: Öyle ya, hazır geçmişken tam geçsin.
U: Anılarımı kazdılar abi, artık kampüs benim kampüsüm değil.
A: Senin kampüsündü sanki… Kampüsünü de gördük anını da. Hem artık senin anın değil, hiçbir zaman senin anın da olmadı, tamam mı?
U: Güzel günler bitiyor hep, neden-
A: Onlar güzel günler değildi, gelip geçici bir şeydi o kadar. Kendini kaptırmayınca hiçbir şey güzel değildir.
U: Güzel günlerdi onlar, kaptırmamış mıydım sanki kendimi? Artık güzel gelmiyor tabi. 365 gün geçmiş dile kolay, koca bir sene…
A: Bizim buralarda “Garpe Diyem” (Carpe Diem: Anı Yaşa) derler. Dün dündür bugün bugündür.
U: Öyle olmalı zaten… En azından şu an hissettiklerimle ancak günü yakalamayı savunabilirim.
Anı yaşa… İşte bu, diyalogdaki karakterimiz U’nun kişiliğine uymuyordu. U bağlantılara takmıştı, iğnenin ucundaki ipliğin rengine dikkat etmek, buradan iğnenin hangi renkteki sökük kumaşları dikebileceğini tahmin etmek, bu tahminler çerçevesinde bu sökük kumaşların hangi insanlara ait olabileceğini bulmak onun kişiliğindeydi. Bunları yaparken onu ezmek üzere olan kocaman otobüsü görmüyordu tabii. Ya da “Ben burdayııııım!” diye haykıran arkadaşını görmüyordu. Ve gerçek hayat mantıksız saçma sapan bir şey olduğu için ucunda iplik olan her iğne illaha da bir söküğü dikmiyordu. Keyfi misin iğnenin ipliğin? Sana ne, dikmez dikmez… Sen gününü gün etmeye baksaydın ya salak.
Devamını oku »
Ablamı evlendirdik. O artık Deniz ARDAHAN. Onlar artık yeni bir aile. Onlar şimdi balayında.
Sonsuz mutluluklar diliyorum. Balayı biter bitmez evlilik başlıyor da diyebiliriz. .png)
Düğün Pazar günü, KONYA Selçuk Ünivesitesi Sosyal Tesisleri’nde saat 19′da idi. Antalya’dan Cumartesi sabah yola çıkacaktık. Ama ablam evden gelin olarak çıkmalıydı. .png)
Konu komşu ablama alkışlarla veda etti. Ama yoldayken bir çok kişinin aksine korna çalarak insanları rahatsız etmedik. Saatin 8.30 civarı… Gelin arabası yola çıkıyor. .png)
Gelinlik güzel görünse de rahat bir şey değilmiş. Haliyle Konya’ya kadar (4.5 saat) gelinlikle gidemeyeceğinden ablamların evine gittik. Hem “Damat Bey” damatlığını çıkardı, hem de “Gelin Hanım” gelinliğini.
Sonra ver elini Konya… Yol Manavgat’a kadar dümdüz ve ayrılmış yol ama maşallah trafik şehir içi trafiği… Antalya’da olduğunuz belli oluyor. Konya sapağına girince yol aniden sakinleşiyor ama bu sefer de dağ yolu. Turistik yolun cillop asfaltından çıkmışsınız, yol ya iki şerit ya üç şerit… Ama yine de güzel. Bir ara mola verdik. Fotoğrafta bizim arabamız ve gelin arabası yan yana. Haliyle önde çiçek, camın ortasında araba süsleri ve plakada ‘Mutluyuz, evleniyoruz.’ ile gitmeyi polis amcalar hoş görmezdi. Biz de sökmüştük. .png)
Ve Konya’dayız! Pek Konya’yı görme şansımız olmuyor, çünkü kestirmelerden giderken şehir merkezini atlıyoruz. En sonunda “erkek evi”
ne varmışız. Onların adetlerine göre düğünden önce aileler tüm akrabalarla beraber yemek yermiş. Her şey iyi gidiyor. (benim acilen tuvalete gitmem gerekmesi dışında)