Bazı ufak şeyler vardır çevremizden beklediğimiz… O kadar ufak ve hayata o kadar yerleşik beklentilerdir ki bunlar, ne kelimelere döküp adlandırabilirsiniz, ne alenen talep edebilirsiniz. Onlar sadece “olur”. Böyle ufak şeyler hayatın tadı tuzu olup, hayatın sadece verilen sözler, açıkça ifade edilebilenlerden oluşmayan ilginç ve hoş bir şey olmasını sağlar.
Düşünsenize, öyle bir hayatınız var ki, fatura keser gibi her hareketinizi kağıda dökebiliyor, hepsini muhasebeleştirebiliyorsunuz… Hoş mu?
Ama tabi beklenenler genelde gerçekleşmez… Kişisine göre, vaktine göre, size göre, hissettiklerinize göre, dönemine göre, vs. vs. umurunuzda değildir genelde gerçekleşmemesi… Oralı bile olmazsınız. Hatta, belki siz bile fark etmezsiniz. Devamını oku »
Yaşantımız gereği her gün onlarca kişiyle beraber oluyor, bazen eğlenmek için, bazen iş gereği sohbet ediyoruz. Birisiyle konuşurken hiçbir zaman “neyse onu” açık açık söylemiyor, karşımızdakinin ne hissedeceğine önem veriyoruz.
Kimse kafası attırılmadıkça bir okul arkadaşına “sen beş para etmez, sorunları olan acınası bir herifsin” demez. “Daha iyi olabileceğini, ama şu anda da ciddi bir şey olmadığını” söyler. Kimse kimseye kolay kolay “Saçlarını sarıya boyatınca o.. gibi görünmüşsün.” demez. “Güzel olmuş.” der. İster böyle düşünsün, ister düşünmesin.
Demek istediğim şu ki, konuşurken özgür değiliz. Karşımızdakini düşünür ve asıl söylemek istediklerimizi buna göre yontarız. Yaşlandıkça bu konuda daha fazla deneyim kazanırız. Halter kaldıran sporcunun kas yapması gibi… Bu yüzden çocuklar daha açık sözlüdür, yırtık dondan çıkar gibi çıkabilirler. Bu yüzden ağzımızı açar ve tek kelime çıkmadan kapatırız bazen.
Bu iyi bir şey. Toplumun düzen içinde ve mutlulukla (?) yaşaması için buna ihtiyaç var. Eğer ben karşımdakine açık açık “O pembe kazak seni maymun gibi göstermiş.” dersem, o da bana haklı olarak “Sen de zaten tipsizin tekisin, ne öyle o çilli çilli!” diyecek. Karşılıklı, sessiz ve gizlice yapılmış olan “iyi davranma” anlaşması böylece çift taraflı olarak bozulacak. Böyle bir toplum düşünün! Herkes sonuçlarını düşünmeden gerçekleri söylüyor! O toplum katlanılabilir olur muydu? Nasıl ben birisine burnunun yamuk olduğunu söylemiyor “karakterine yakışıyor” şeklinde inceltiyorsam, o kişiden de “tipsizin tekisin” yerine “zekan ön planda” övgüsünü almayı hak ediyorum.
Halbuki hepimiz arka planda ne hissediyorsak aslında oyuz. Devamını oku »
Bir zamanlar bir şeyler organize etmeyi severdim. İnsanları toplayıp hep beraber ortak bir şey yapmamızın, bunu ayarlayan kişi olmanın hoş bir şey olduğunu düşünürdüm: Değilmiş. Bunu bir süre önce fark ettim. Uzun uğraşlar sonucunda ayarlanabilmiş bir organizasyona (zaten herkes bakarız bakarız deyip organizasyondan sadece bir gün önce haber verebilecek kadar meşgul (?= ekici) olduğundan kısa uğraşlar sonucu ayarlanabilen bir organizasyon yok) herkesin parça parça gruplar halinde gelmesi, gruplar halinde kalması ve organizasyonun hemen sonunda gruplar halinde “teşekkürler” diyerek çekip gitmesi, yapılan olayın “hep beraber” yapıldığına dair ortada en ufak bir kanıt olmaması, kendinizi “gişeden bilet alıp komisyonla satan eleman” gibi hissetmenize neden oluyormuş çünkü.
O yüzden davetli sayısını düşük, davetlileri yakın tutmak lazım. Devamını oku »
Hayat insana bir sürü şey öğretiyor. Ne olursa olsun tek kişilik de düşünmek, tek başınıza gerçekleştirebileceğiniz bir acil kaçış planınızın olması gerektiği bunlardan bir tanesi.
Takım halinde çalışıyor olabilirsiniz. Grup halinde bir etkinliğe gidiyor olabilirsiniz. En iyi arkadaşınızla yemeğe çıkacak olabilirsiniz. Tatile bir arkadaşınızın yanına gidiyor ve uçak biletinizi çoktan almış olabilirsiniz. Bunlar olağan şeyler. Ama bunlardan hangisini yaparsanız yapın, yanınızda kimse olmayacakmış gibi, herkes size yamuk yapacakmış gibi bir B planınızın olması gerekiyor. Daha sonra şaşkınlık içinde, dudaklarınızı büzerek, “Ama… ama…” dememek için. Ortada g.t gibi kalmamak için. Devamını oku »
Hatanızı kabul ettiğiniz, özür dilediğiniz, bir daha tekrarlamadığınız bir konu hiç kapanmazsa ve üzerinden yıllar geçtikten sonra bile fırsatı bulundukça hala yüzünüze vurulmaya devam edilirse ne hissedersiniz? Sizce bu yapılan doğru mudur?
Kendi adıma cevap veriyorum: Sabır var, taşı var, ama bir yere kadar! Sizce? Devamını oku »