Bir seneyi daha geride bıraktım.
Bu sene de bomboş geçti. Çok şey öğrendim bu sene. Ama ne yazık ki büyük bir kısmı güzel şeyler değildi.
Hayat akıp gidiyor. Ve ben sadece izliyorum.
Bu sene öğrendiklerimden bazıları: Devamını oku »
Bir seneyi daha geride bıraktım.
Bu sene de bomboş geçti. Çok şey öğrendim bu sene. Ama ne yazık ki büyük bir kısmı güzel şeyler değildi.
Hayat akıp gidiyor. Ve ben sadece izliyorum.
Bu sene öğrendiklerimden bazıları: Devamını oku »
Hayatımızın “ya, eğer” kısmı, doğru olanı yaptığımızı kanıtlayan, ancak diğer taraftan hayatımızın ne kadar b.ktan olduğunu bize gösteren, hayal gücümüzün inanılmaz yoğunlukta çalıştığı noktaya taktığım addır.
Zaman, Lise’de okurken yazdığım, iki sonu olan bir hikâyedir. “ya, eğer” durumunu bu hikâye üzerinden örnekleyeceğim. Örnek, hikâyenin sonuna dair bilgiler içerecek. Eğer hikâyenin özeti yerine kendisini okumak istiyorsanız buradan kendisine ulaşıp bu yazıyı okumayı erteleyebilirsiniz. Devamını oku »
Bilgisayar & Hayat & Kişisel & İnternet
Sizce MSN hayatın yerini tutabilir mi? Kimseyi görmeden, kimseyi aramadan, sadece MSN’den arkadaşlıklarınızı devam ettirebilir misiniz?
Böyle sorulunca cevap açık ve net oluyor sanırım: Hayır.
Ama ne yazık ki böyle davranan arkadaşlarım var.
Anında mesajlaşma yazılımları “haberdar olmak” ve “hal hatır sormak” için değildir arkadaşlar! Anlık mesajlaşma yazılımları telefon parasından kurtulmak için kullanabileceğiniz günü organize etme araçlarıdır. MSN’den bir arkadaşınıza ertesi gün için size imza atmasını söyleyebilirsiniz. Canınız istiyorsa arkadaşınızla sinema programı da yapabilirsiniz. Çok güzel geyik de çevrilir MSN’de, gülmekten yerlere yatarsınız, eğlenirsiniz… Ama “dostluk”, “arkadaşlık” sürdürülmez MSN’de. Bir defa insan görmek ister. Kanlı-canlı, gülümsemesiyle, sesiyle, neşesiyle, derdiyle, hüznüyle, sevinciyle “dost” (ya da arkadaş) olarak gördüğü kişiyi görmek ister. Aksi halde neden her Antalya’ya gidişimde arkadaşlarımı görmek isteyeyim? Biz MSN’den hiç konuşmuyor muyuz?
MSN böyle bir illet işte arkadaşlar… İnsanlar MSN’de yazıştıkları kişiyi “görmüş gibi olduklarını” iddia ediyorlar. Aylarca görmediğiniz bir kişiyle eğer MSN’de her gün yazışıyorsanız sizin samimiyetiniz hiç bozulmuyormuş. Uydurduğunuz bahaneler daha kabul edilebilir oluyormuş. Size “Hadi len oradan!” demek istiyorum arkadaşlar. Siz cidden bir insanı görmeye gerek duymuyor, yeri geldiğinde sırf bir kişiyle buluşmamak için 10 saniyede 1010 bahane bulabiliyor, ama MSN’e gelince balım cicim oluyorsanız, ben bunu yapan herkesin dostluğundan da arkadaşlığından da şüphe ederim!
MSN’i “dostluk” gibi değerli bir kavrama alet etmeyin arkadaşlar! “Gerçeklerden oluşan imkânsızlıklar” dışındaki hiçbir neden iki dostun arada bir buluşmasına, birbirlerinin suratlarını görmesine, bazı şeyleri paylaşmalarına engel olamaz. MSN’de yazdıklarınız, gösterdiğiniz samimiyet pek bir şey ifade etmiyor bana… Devamını oku »
Hayat & Ivır Zıvır & Kişisel

Arkadaşlarımızın bize sürekli bahaneler uydurması, genelde sudan sebeplerle bizi ekmeleri, genelde yarı yolda bırakmaları, bize lafta verdikleri değeri davranışlarıyla en güzel şekilde göstermeleri (!) bizim daha yaratıcı olmamıza yol açtı.
Güvenin ve arkadaşlığın kolay kolay kazanılmadığı ve anında kaybedildiği böyle b.ktan bir dünyaya biz de bir şeyler katmak istiyoruz.
Arkadaşlarımızın (acaba?) bize sürekli ama sürekli bahaneler uydurması bunları bir arşivde toplama düşüncesini beraberinde getirdi. Dedik ki şimdiye kadar katlanmak zorunda olduğumuz bahaneleri, bundan sonra duymamız olası bahaneleri; aslında mümkün olan tüm bahaneleri bir kitapta toplayalım, bunları bir güzel kategorilendirelim ve herkesle paylaşalım. Devamını oku »
TDK diyor ki:
Hödük: Görgüsüz, kaba, anlayışı kıt (kimse).
Anne ben hödük oldum. Artık daha mutluyum. Artık takmıyorum ben hiçbir şeyi. Bir taş kadar umursamazım artık. Ama bir taş kadar güçlüyüm de. Kimse yıpratamıyor beni. En güçlü iş makinesi bile delip geçemiyor beni, kazı ucu kırılıyor ben yıpranmıyorum bile.
“Benim doğrularım” yok artık. Ben kimim ki “kendi doğrularım” olsun? Çoğunluk ne isterse onu yapıyorum ben. Topluluk nereye ben oraya. Kimse benden etkilenmiyor, ben bir şeyler yaratmaya çalışmıyorum artık.
Herkesi dinliyorum, eskiden de yaptığım gibi… Ama artık karar vermiyorum ben. Çoğunluk nereye ben oraya. Sonbaharda yere düşen ve her rüzgarda herhangi bir yöne sürüklenen yaprak ne kadar huzurluysa ben de o kadar huzurluyum artık…
Düşünmüyorum. Düşündükçe afakanlar basardı beni. Bir adım daha ilerisini görebilmek, daha doğru kararlar verebilmek, en önemlisi daha iyi bir insan olabilmek için ıkınır dururdum. Mutlu olabilmek için de.
Ne gerek var ki?
Anne ben hödük oldum. Artık bir taş kadar güçlüyüm. Ama bir taş kadar da duygusuz. Beni kimse yıpratamıyor. Tek bir şey hariç. O da durmadan çarpan dalgaların yarattığı aşınma. Beni basit şeyler yıpratamıyor, ama sürekli olması mı, o başka işte. Devamını oku »
Eğer bildikleriniz bilmeniz gerekenin (sadece) bir adım ötesindeyse samimiyet, doğruluk ve bunlara bağlı çıkartılabilir tüm kavramlar değerini kaybeder mi?
İnsanlar olarak biz, hepimiz, körüz. Duymak istediğimizi duyarız, görmek istediğimizi görürüz. Öte yandan meraklıyız da. Daha fazlasını öğrenmek için elimizden geleni ardımıza koymayız.
Ben de tam olarak bu “daha fazlasından” bahsediyorum. Bildiğiniz ve herkesin bildiğinize inandığından biraz daha fazla bilmek… Azıcık “arkanızdan konuşulanlar”ı öğrenmek gibi… Bozuk salça tadında biraz da.
Güvendiğiniz, güvenmek istediğiniz, saygı gösterdiğiniz ve hatta sevdiğiniz insanlar acaba sizin hakkınızda cidden sizin düşündüklerini düşündüğünüz gibi mi düşünüyorlar? Yoksa birlikteyken söylenen o iyi sözler, hiçbir zaman küçümsenmemesi gereken o güzel sözler, sirke tadında mutluluk hissi, o sarsılamaz (!) güven hissi acaba dağın sadece görünen kısmı mı?
İnsanlar gerçekte ne kadar samimi? Güven ne kadar mantıklı bir duygu?
Bana bu sorgulatan kişiye sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Ayrıca Bkz. İdeal Olmayan Yaşam

“Her zaman yanındayım. Bana her şeyini anlatabilirsin. Elimden geldiğince destek olmaya çalışırım. vs vs.” ama… Devamını oku »
Ümit Farklı, Akdeniz Üniversitesi’nde bir öğrenciydi. O da dönemdaşları gibi ÖSS’den nefret etmiş, hazırlıkta hayatının en farklı senesini geçirmiş, daha sonra da birinci sınıfa geçmişti.
Ümit Farklı aslen İzmirliydi. Üniversiteden önceki 17 senesinin tamamını İzmir’de geçirmişti. Antalya hazırlık sınıfında büyülü gibi geldi ona. Yepyeni ve keşfedilmeyi bekleyen bir şehir, kocaman bir kampus, hep hayalini kurduğu meslek, hazırlıkta hep beraber olduğu arkadaşları… Yeni bir ili topluca keşfetme çabaları… Vakit öldürmek için değil, sadece uyumak için girdiği bir yurt odası… Uymak için özel bir şey yapmadığı, tam kendisine göre olan bir ortam…
Ümit’in bir senesi böyle geçmişti.
Ümit’in koca bir sene boyunca tek sorunu aşk meselelerindendi. Âşık olmuş, ama karşılık bulamamıştı aşkına. Bu biraz sorun yaratsa da Ümit Farklı gelecekte mumla arayacağı böyle Sevgi dolu günlerin bittiğini henüz bilemiyordu. Devamını oku »
Bir ara web sitemde nefret ettiklerimin olduğu bir liste yapmıştım. O listeyi yayımladıktan sonra da yazmaya devam ettim. Bugün taslaklara bir baktım ki, yeterince nefret ettiğim birikmiş yazıda. Artık yayımlamanın vakti geldi diye düşünüyorum. Koyu yazılanlar özellikle üzerinde durduklarım.
.png)
Peki siz nelerden nefret ediyorsunuz?