Sizin üniversitenizi bilemem. Sizin rektörünüzü de tanımıyorum. Ama bizim üniversitemizden ve rektörümüzden bahsedebilirim. Sizin yurdunuzu bilemem. İnterneti var mı, yok mu onu da bilemem. Ama kendi yurdumdan bahsedebilirim.
Maalesef artık adını söylemeye utandığım Ege Üniversitesi Öğrenci Köyü’nde kalmaktayım. Yurdumuzda 3 aydır internet yok! AMA ÖYLE BİR YÜZSÜZLÜK HAKİM Kİ HALA UTANMADAN WEB SİTELERİNDE 24 SAAT İNTERNET VARDIR YAZABİLİYORLAR. Yalancılık bile bir yere kadar!
Dün “İnternet bağlantısını tamir etmeyi başardılar, zahmet oldu.” diyorduk ki, yaklaşık 5 saatlik bir bağlantının sonunda internet tekrar gitti! Şaşıran olduğunu sanmıyorum.
Bugün Şebnem Hanım’dan aldığım bilgilere göre, yine makineler yanmış. En başa dönmüşüz, bilmem kaç bin dolarlık zarar varmış, herkes gece gündüz çalışıyormuş vs vs… Her zamankinden farklı bir şey duyamadım, beklemiyordum da. Aynı tas, aynı hamam. Eee alıştık artık. Annesi babası avukat olan bir tane bile yürekli insan dava açmayınca şu yurda, zamanında imza toplamak için oda oda dolaştığımızda imza atmaya bile korkanlar oldukça, hepiniz kuzu kuzu uyudukça böyle devam eder bu. Devamını oku »
Her şey gibi dünyanın da satılık olduğunu düşünün bir an. Bir dünya sipariş edebiliyorsunuz. Azıcık kremasından, bol şekerli nasıl arzı ediyorsanız dünyanız, hayatınız öyle şekilleniyor.
Bu çok uçuk oldu. Hayat normal hayat olsun. Yaşayıp gidiyorsunuz. Benim gibiyseniz her sabah uyandığınızda küfrediyorsunuz ya da bilmiyorum belki mutlusunuzdur gülücükler saçıyorsunuzdur. Uzun süre oldu da… Saçılan gülücüktü değil mi? Her neyse… Bu normal hayatta birisi geliyor yanınıza. Süper güçleri olan birisi ve diyor ki: “Bana hayatına eklemek ve hayatından çıkarmak istediğin şeyleri söyle, onları gerçekleştireyim.”
Soruyorum: Hayatınıza neleri eklemek ve hayatınızdan neleri çıkarmak isterdiniz?
Ne çıkarmak istediğimi hiç düşünmedim ben. Sanırım iyi böyle, bir şeyleri silmeye gerek yok. Fazla mal göz çıkarmaz. Ama neyi ilave edeceğimi çok iyi biliyorum. Devamını oku »
Hayat insana bir sürü şey öğretiyor. Ne olursa olsun tek kişilik de düşünmek, tek başınıza gerçekleştirebileceğiniz bir acil kaçış planınızın olması gerektiği bunlardan bir tanesi.
Takım halinde çalışıyor olabilirsiniz. Grup halinde bir etkinliğe gidiyor olabilirsiniz. En iyi arkadaşınızla yemeğe çıkacak olabilirsiniz. Tatile bir arkadaşınızın yanına gidiyor ve uçak biletinizi çoktan almış olabilirsiniz. Bunlar olağan şeyler. Ama bunlardan hangisini yaparsanız yapın, yanınızda kimse olmayacakmış gibi, herkes size yamuk yapacakmış gibi bir B planınızın olması gerekiyor. Daha sonra şaşkınlık içinde, dudaklarınızı büzerek, “Ama… ama…” dememek için. Ortada g.t gibi kalmamak için. Devamını oku »
Hani olur ya hep! Birini bir yere davet edersiniz ya da ondan bir şey yapmasını istersiniz. Sonra bir anda konu dağılır, başka bir sürü yere gider, gelir, sizin öneri arada kaynar gider…
Karşınızdaki kişi bu “kaynatma” eylemini o kadar profosyonelce yapmıştır ki hayretle bakakalırsınız. O bildiğini okumuştur, ama bir bahanesi bile yoktur, “arada kaynamıştır, eğer hatırlatmış olsaydınız gelecekmiştir” aslında.
Ama siz bir adım öne geçebilirsiniz. Uyanık olun. Bir şey istedikten sonlan gelen cevaplara dikkat edin. Kaşınızdaki nasıl debeleniyor, nasıl uğraşıyor konuyu dağıtabilmek için…
Bin dereden nasıl su getirtildiğini izleyin. Mısır patlatın, çekirden (çiğdem) çitleyin ve bahanecinin nasıl maymunluk yaptığını izleyin/okuyun. Böyle bir eğlence daha yok.
Ee.. Bu işler böyle. Hayat bu. Devamını oku »

Arkadaşlarımızın bize sürekli bahaneler uydurması, genelde sudan sebeplerle bizi ekmeleri, genelde yarı yolda bırakmaları, bize lafta verdikleri değeri davranışlarıyla en güzel şekilde göstermeleri (!) bizim daha yaratıcı olmamıza yol açtı.
Güvenin ve arkadaşlığın kolay kolay kazanılmadığı ve anında kaybedildiği böyle b.ktan bir dünyaya biz de bir şeyler katmak istiyoruz.
Arkadaşlarımızın (acaba?) bize sürekli ama sürekli bahaneler uydurması bunları bir arşivde toplama düşüncesini beraberinde getirdi. Dedik ki şimdiye kadar katlanmak zorunda olduğumuz bahaneleri, bundan sonra duymamız olası bahaneleri; aslında mümkün olan tüm bahaneleri bir kitapta toplayalım, bunları bir güzel kategorilendirelim ve herkesle paylaşalım. Devamını oku »
Bugün sudan bahanelerle güzel geçme olasılığı olan bir toplaşmaya gitmedim. Hep merak etmiştim bunu BANA yapanlar nasıl hissediyor diye. Tamam, yurtta biraz canım sıkıldı ama bunu denemeliydim. Alışkınım zaten yurtta canımın sıkılmasına. Özellikle son üç haftadır, arkadaşlar (?) sağ olsun, pek dışarı çıkamıyoruz. E dedim, peki ben niye hiç bahane bulmuyorum? Bu sefer ben bahane buldum. Bahane bulma kısmı en zevkli kısmıymış zaten. Tamam, yurtta biraz canım sıkıldı. Ama alıştım artık 48 saat boyunca internet erişimli yurt odası hücremde kalmaya. Arkadaşlar (?) sağ olsun.
- Dersime çalışmak zorundayım, 30 dakika bile dışarı çıkmamam, zaten dışarı çıksam O KADAR UZAĞA (alt tarafı 1km.) gelemem, sonra dersime nasıl çalışırım! O 30 dakikayı çalışamazsam ne olur biliyor musun? (tabi gece 30 dakika geç de yatamıyoruz.)
- Sırtım ağrıyor. (sanki ölüm döşeğindeyim.) (bunu dedikten sonra basketbol oynarken yakalanırsam daha da anlamlı bir bahane oluyor tabi.)
- Saç telim ağrıyor. (en sağlam bahanelerden biridir.)
- Parmak izimi bulamıyorum.
- Darbe oldu.
- Yurttan çıkışa izin verilmiyor.
- Yemek yemem gerek. (sanki arkadaşların gittiği yerde yok)
- Dünkü sınavım kötü geçti. (e napalım, dün dündür, bugün bugün.)
- Dört gün sonra yola çıkacağım, hazırlanmam gerek.
- Antalya’da güneş açtığı için gelemiyorum.
- YouTube kapalı, gelemem.
Bakıyorum da, bahane üretme konusunda yetenekliymişim vesselam.
Not: Bu yazıyı okuduğumda benim bugün ektiğim arkadaşlarımın tamamı sanki beni hep eken ve bahane uydurmaktan geri durmayan arkadaşlarımmış gibi bir anlam çıkıyor. Lütfen burada bir yanlış anlaşılma olmasın. İki cümle önceki cümle, cümle olarak yanlış. Ama bu açıklamaya rağmen hala küsme eğilimindeyseniz bana da haber verin lütfen. Dağ dağa küsmüş olayına girmeyelim. Devamını oku »