
Yeğenim Playskool’un düzenlediği bir online yarışmaya katılmış. Facebook’ta yapılan bu yarışmada en çok beğeniyi alan bebek, “Playskool’un yüzü” olacakmış.
“Playskool’un yüzü olmak” ne demek tam çözemesek de iyi bir şey olduğuna kanaat getirdik.
Bu yüzden Facebook hesabı olan okurlarımdan (muhtemelen her 10 kişiden 7’si falan
) bize iyilik yapmalarını rica edeceğim. Tabi gönüllerinden koparsa.
Eğer boş vaktiniz varsa ve sizin için bir problem teşkil etmeyecekse aşağıdaki bağlantı aracılığı ile yeğenim Ege Ardahan’ın fotoğrafını beğenerek, yeğenimin diğer bebekler ile arasındaki farkı açmasını sağlayabilirsiniz. (vuuuuu hava da atarmış…
) Playskool’un yüzü olunca, ne demekmiş anlatırız biz de.
Dibimsi Not: Fotoğrafı “beğenebilmek” için, öncelikle “Playskool Anneleri” sayfasını beğenmeniz gerekiyormuş. Umuyorum, bir sorun teşkil etmez.
Uğraşmazsanız da canınız sağ olsun. .png)
İyi geceler
Yeni yıla nasıl girersen öyle geçer diyorlarmış. Ben çevre yolunda girdim yeni yıla. Çok mu yol katedeceğim, yoksa hep yollarda mı geçecek acaba yeni senem?
Genelde tek bir yerde kutlanır yeni yıl… Şanslıydım ben. Hem İzmir’de hem Antalya’da kutladım yeni yılı. Hatta neredeyse havada da kutlayacaktım.
Normalde 19.30 uçağı ile Antalya’da olacaktım. Her şey planlıydı. 31 Aralık sabahı SunExpress mesaj gönderdi telefonuma. Uçağımın rötar yaptığını, 22.30’da kalkacağını söylüyordu. Düşenburg, Dussenşat ya da ona benzer garip okunuşlu bir “Alamanya” şehrindeki olumsuz hava koşulları sebebiyle sevgili uçağımız orada kalmış çünkü. Devamını oku »
Rüya gibi bir tatil bitti! (Öhm eöö, evet bir hafta önce bitti.)
Tatilin ana fikri şüphesiz yeğenimdi benim için. Yazın başında doğan, şu an iki buçuk aylık olan minik yeğenim. Bakıp bakıp gülücükler atıp “agguu” dediğinde ya da adını söylediğinde (“ge,eee!”) dünyalar sizin oluyor.
Yeğenimin dışında, fazla sıcak bir yaz olmaması, arkadaşlarla gezip tozmam, evimizin 200 metre ilersine içerisinde sinema, bowling salonu
ve Burger King’i de olan Antalya’nın en büyük alışveriş merkezinin açılması da tatilin rüya gibi olmasına etki etti tabi. Bowling salonu!!
Bu yaz birçok defa günün doğumuna şahit oldum evin balkonunda. Bir yandan oyun oynayarak, program yazarak ya da internette sürterek defalarca sabahladım. Sessiz bir ana caddenin yavaş yavaş trafik gürültüsüne boğulmasını izlemek güzeldi. Devamını oku »
Bu dünyalar tatlısı, şeker mi şeker bebek benim yeğenim.
Ege Bey’in muzurluklarını bu albümde toplamayı planlıyorum. Devamını oku »
Hayat hakkında çok yazdım ben. Çözemedim ama yine de yazdım, anladığım kadarıyla. Kimini yayımladım, kimi bende kaldı. Çok kafa yordum. Ama eller hakkında hiç yazmadığımı fark ettim. Hâlbuki hayatla çok bağlantılıydılar. Hayata tutunmak ellerle olurdu, ya da hayatı bırakmak. Bazen başkasının eli yardım ederdi.
Hayatın bir yerlerinde bir demir vardı sanki. Beden eğitimi derslerindeki gibi. (Adını bilemediğimden yazamadım, çevremdekiler de bilmiyormuş!) Barfiks çekilirdi hani, tutunulup yürünürdü. Hiç başaramadım ama yapanlar vardı. İşte o demirden hayatta da vardı. Ellerimizle oraya tutunduk, ağır geldi bedenimiz, bazen duramayacak gibi cesaretimiz kırıldı, bazen tuttuğumuz yer paslandı, yürümek zorunda kaldık. Ellerle yürümek… Çok zordu. Dönen bir dünyada, dengede ayakta durabilmek bile zordu. Çok zordu.
Hayattaki demir hepimizin kesişim noktasından geçiyordu. Böyle bir nokta olduğuna inanmak… Ama gerekli bir şeydi! Bu noktada insanlar birbirleriyle tanışırdı. Kimi bazılarından daha çok şey paylaşıp arkadaş olurdu. Eller arkadaş olurdu. Eller anlaşırdı, eller paylaşırdı. İşte benim tutunduğum yere yakın bir yerlerde de birisi vardı. Sonra ellerimiz arkadaş oldu. Devamını oku »