Bitiyor…
Şaka maka, mezun oluyorum ha! 5 sene (biri hazırlık) geçti ...
Sizce MSN hayatın yerini tutabilir mi? Kimseyi görmeden, kimseyi aramadan, sadece MSN’den arkadaşlıklarınızı devam ettirebilir misiniz?
Böyle sorulunca cevap açık ve net oluyor sanırım: Hayır.
Ama ne yazık ki böyle davranan arkadaşlarım var.
Anında mesajlaşma yazılımları “haberdar olmak” ve “hal hatır sormak” için değildir arkadaşlar! Anlık mesajlaşma yazılımları telefon parasından kurtulmak için kullanabileceğiniz günü organize etme araçlarıdır. MSN’den bir arkadaşınıza ertesi gün için size imza atmasını söyleyebilirsiniz. Canınız istiyorsa arkadaşınızla sinema programı da yapabilirsiniz. Çok güzel geyik de çevrilir MSN’de, gülmekten yerlere yatarsınız, eğlenirsiniz… Ama “dostluk”, “arkadaşlık” sürdürülmez MSN’de. Bir defa insan görmek ister. Kanlı-canlı, gülümsemesiyle, sesiyle, neşesiyle, derdiyle, hüznüyle, sevinciyle “dost” (ya da arkadaş) olarak gördüğü kişiyi görmek ister. Aksi halde neden her Antalya’ya gidişimde arkadaşlarımı görmek isteyeyim? Biz MSN’den hiç konuşmuyor muyuz?
MSN böyle bir illet işte arkadaşlar… İnsanlar MSN’de yazıştıkları kişiyi “görmüş gibi olduklarını” iddia ediyorlar. Aylarca görmediğiniz bir kişiyle eğer MSN’de her gün yazışıyorsanız sizin samimiyetiniz hiç bozulmuyormuş. Uydurduğunuz bahaneler daha kabul edilebilir oluyormuş. Size “Hadi len oradan!” demek istiyorum arkadaşlar. Siz cidden bir insanı görmeye gerek duymuyor, yeri geldiğinde sırf bir kişiyle buluşmamak için 10 saniyede 1010 bahane bulabiliyor, ama MSN’e gelince balım cicim oluyorsanız, ben bunu yapan herkesin dostluğundan da arkadaşlığından da şüphe ederim!
MSN’i “dostluk” gibi değerli bir kavrama alet etmeyin arkadaşlar! “Gerçeklerden oluşan imkânsızlıklar” dışındaki hiçbir neden iki dostun arada bir buluşmasına, birbirlerinin suratlarını görmesine, bazı şeyleri paylaşmalarına engel olamaz. MSN’de yazdıklarınız, gösterdiğiniz samimiyet pek bir şey ifade etmiyor bana… Devamını oku »

Arkadaşlarımızın bize sürekli bahaneler uydurması, genelde sudan sebeplerle bizi ekmeleri, genelde yarı yolda bırakmaları, bize lafta verdikleri değeri davranışlarıyla en güzel şekilde göstermeleri (!) bizim daha yaratıcı olmamıza yol açtı.
Güvenin ve arkadaşlığın kolay kolay kazanılmadığı ve anında kaybedildiği böyle b.ktan bir dünyaya biz de bir şeyler katmak istiyoruz.
Arkadaşlarımızın (acaba?) bize sürekli ama sürekli bahaneler uydurması bunları bir arşivde toplama düşüncesini beraberinde getirdi. Dedik ki şimdiye kadar katlanmak zorunda olduğumuz bahaneleri, bundan sonra duymamız olası bahaneleri; aslında mümkün olan tüm bahaneleri bir kitapta toplayalım, bunları bir güzel kategorilendirelim ve herkesle paylaşalım. Devamını oku »
Dün çok sevdiğim bir insanı kaybettim. Hayır, hayır; öyle sandığınız gibi değil. Ölmedi çok şükür, şehit olmadı bir savaşta, hatta aslına bakarsanız fiziksel olarak benden bir kilometre bile daha fazla uzaklaşmadı.
Ama o kişi benim için öldü. Onu ben öldürdüm!
Onu çok ama çok seviyordum. Herkesten daha değerli kişiydi o, en üstteki insandı. Her şeyimi ama her şeyimi onun için feda edebilirdim, ya da her anımı onla geçirmek için aklınızın ucundan geçemeyecek çılgınlıklar yapabilirdim. Hala da öyle. Ama o artık bir ölü.
Hayır, onu ben öldürmedim! Ama onun için hayatımı feda edebilirdim.
Evet, belki de ilk defa, ben masumum! Ne geç kaldım ilkyardım için, ne de çağırıldığım an gelemeyen 112 servisi gidiydim. Gerektiği anda gerektiği yerdeydim. Ambulansı geç arayanlar kahrolsun!
O öldü. Onu çok seviyordum.
O öldü. Onu çok seviyordum. Hem de ne kadar çok.
Katili tanıyorum. Ne yazık ki… Parmak izlerini topladım, katilin maktul üzerinde bıraktığı etkileri okudum. 3.şahısların ve görgü tanıklarının olay hakkındaki izlenimleri fotoğraflarla bezenmiş bir Word belgesinde buldum kolaylıkla… Tüm deliller gerçekti. Tüm deliller katiline güvenen maktul tarafından özene bezene toplanmış, sabit diskin çatlak tahtasının içindeki görülmesi zaman alacak klasöre konulmuştu.
Ama zaman almadı. Devamını oku »
TDK diyor ki:
Hödük: Görgüsüz, kaba, anlayışı kıt (kimse).
Anne ben hödük oldum. Artık daha mutluyum. Artık takmıyorum ben hiçbir şeyi. Bir taş kadar umursamazım artık. Ama bir taş kadar güçlüyüm de. Kimse yıpratamıyor beni. En güçlü iş makinesi bile delip geçemiyor beni, kazı ucu kırılıyor ben yıpranmıyorum bile.
“Benim doğrularım” yok artık. Ben kimim ki “kendi doğrularım” olsun? Çoğunluk ne isterse onu yapıyorum ben. Topluluk nereye ben oraya. Kimse benden etkilenmiyor, ben bir şeyler yaratmaya çalışmıyorum artık.
Herkesi dinliyorum, eskiden de yaptığım gibi… Ama artık karar vermiyorum ben. Çoğunluk nereye ben oraya. Sonbaharda yere düşen ve her rüzgarda herhangi bir yöne sürüklenen yaprak ne kadar huzurluysa ben de o kadar huzurluyum artık…
Düşünmüyorum. Düşündükçe afakanlar basardı beni. Bir adım daha ilerisini görebilmek, daha doğru kararlar verebilmek, en önemlisi daha iyi bir insan olabilmek için ıkınır dururdum. Mutlu olabilmek için de.
Ne gerek var ki?
Anne ben hödük oldum. Artık bir taş kadar güçlüyüm. Ama bir taş kadar da duygusuz. Beni kimse yıpratamıyor. Tek bir şey hariç. O da durmadan çarpan dalgaların yarattığı aşınma. Beni basit şeyler yıpratamıyor, ama sürekli olması mı, o başka işte. Devamını oku »
Eğer bildikleriniz bilmeniz gerekenin (sadece) bir adım ötesindeyse samimiyet, doğruluk ve bunlara bağlı çıkartılabilir tüm kavramlar değerini kaybeder mi?
İnsanlar olarak biz, hepimiz, körüz. Duymak istediğimizi duyarız, görmek istediğimizi görürüz. Öte yandan meraklıyız da. Daha fazlasını öğrenmek için elimizden geleni ardımıza koymayız.
Ben de tam olarak bu “daha fazlasından” bahsediyorum. Bildiğiniz ve herkesin bildiğinize inandığından biraz daha fazla bilmek… Azıcık “arkanızdan konuşulanlar”ı öğrenmek gibi… Bozuk salça tadında biraz da.
Güvendiğiniz, güvenmek istediğiniz, saygı gösterdiğiniz ve hatta sevdiğiniz insanlar acaba sizin hakkınızda cidden sizin düşündüklerini düşündüğünüz gibi mi düşünüyorlar? Yoksa birlikteyken söylenen o iyi sözler, hiçbir zaman küçümsenmemesi gereken o güzel sözler, sirke tadında mutluluk hissi, o sarsılamaz (!) güven hissi acaba dağın sadece görünen kısmı mı?
İnsanlar gerçekte ne kadar samimi? Güven ne kadar mantıklı bir duygu?
Bana bu sorgulatan kişiye sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Salak mıyız?
Bazen sorunlarımıza çözüm ararken en kolay çözümü göremediğimizi düşünürüm. Böyle durumlarda birinin bize gözümüzü açtırması, başka bir deyişle bu en basit yolu suratımıza çarpması gerekir.
Ancak o kısa yolu fark ettiğimizde ya da birisi biz fark ettirdiğinde o yolu kullanmak yerine yok saymak isteriz. Bir anda görünen bu kadar basit bir çözüm gerçekçi gelmez çünkü. “Nasıl oldu da yıllardır çabalayıp ulaşamadığım bir şeye bu kadar kısa bir yoldan ulaşabilirim ki?” deriz. Bir bit yeniği olduğunu düşünür ve kendi bildiğimizi okumaya devam ederiz.
Twitler yükleniyor... 5 saniye sonra
Bıdı bıdı bıdı bıdı dıdı dıdı dudu dudu hıdı hıdı hödü hödü yüklüyoruz öhüm öhüm bıdı bıdı vs vs... 6 nanosaniye önce
Yüklenmenin geç olmasının sebebi ben değilim, Twitter API'sinin yavaş olması. Gudu gudu hıdı hödö büdü büdü... 25697 asır önce
Ha tabi bunları okumuşsan, bu sitenin çok gizli bir özelliğini bulmuşsun demektir. ;) Tebrikler. Bu "sürpiz yumurta"yı bulduğunu bana da haber verir misin? Tıkla! 6 dinazor önce
Yeni yazıları takip etmenin
bir sürü yolu var!