Her şey gibi dünyanın da satılık olduğunu düşünün bir an. Bir dünya sipariş edebiliyorsunuz. Azıcık kremasından, bol şekerli nasıl arzı ediyorsanız dünyanız, hayatınız öyle şekilleniyor.
Bu çok uçuk oldu. Hayat normal hayat olsun. Yaşayıp gidiyorsunuz. Benim gibiyseniz her sabah uyandığınızda küfrediyorsunuz ya da bilmiyorum belki mutlusunuzdur gülücükler saçıyorsunuzdur. Uzun süre oldu da… Saçılan gülücüktü değil mi? Her neyse… Bu normal hayatta birisi geliyor yanınıza. Süper güçleri olan birisi ve diyor ki: “Bana hayatına eklemek ve hayatından çıkarmak istediğin şeyleri söyle, onları gerçekleştireyim.”
Soruyorum: Hayatınıza neleri eklemek ve hayatınızdan neleri çıkarmak isterdiniz?
Ne çıkarmak istediğimi hiç düşünmedim ben. Sanırım iyi böyle, bir şeyleri silmeye gerek yok. Fazla mal göz çıkarmaz. Ama neyi ilave edeceğimi çok iyi biliyorum. Devamını oku »
Bir gün bambaşka bir dünyada uyanmak isterdim. Her şeye sıfırdan başlayabileceğim, arkama bakmamı gerektirecek en ufak bir neden/kişi bile olmaksızın yeni ve umutlarla dolu bir dünyaya adım atmak isterdim.
İsteklerin daha kolay gerçekleştirilebileceği, deyim yerindeyse “pembemsi” bir dünyada… Devamını oku »
Arkadaş, ben bazen bu yazarları anlayamıyorum. Güzelim senaryo yazıyorsun, müthiş bir kurgu var ortada, acayip ilginç durumlar söz konusu, niye kitabın/filmin/tiyatronun sonunu o kadar berbat bitiriyorsun?
Düşünsenize, Star Wars’ın sonunda Luke Skywalker’ın ayağı kayıyor ve kara deliğe düşüyor. Ya da yüzüğü yok etmeye götürürlerken, yere düşürüp ormanda kaybediyorlar. Lord Voldemort, tren kazası sonucu yatırıldığı Atatürk Devlet Hastanesi’nde hayatını yitiriyor.
Verdiğim örnekler kadar dandik sonlarla biten o kadar çok film var ki! Bir örnek, Kehanet. Sen o kadar kehanet bul, dünyanın sonunun geldiğini anla ve kurtulmak için gittiğin alana gele gele uzaylılar gelsin. Bu muydu yani?
Bazı kitap/film/tiyatro oyunlarının sonunu okuduğunuzda/gördüğünüzde yazan kişiye sövesim geliyor. Güzelim senaryoyu o kadar iğrenç bir sonla bitirebildiği için.
Bu tip durumlar için “sonunda saçmalama” diye bir suç olmalı bence.
Daha fazla saçmalamadan bitiriyorum.
Bugünden itibaren kişisel konularda yazmayı (en azından bir süreliğine) bırakıyorum.
Ne gerek(mış) var ki? Hem içimi döküp, hem de bunları kalıcı bir ortamda paylaşmak yerine, duvara konuşmam daha mantıklı olabilirmiş.
Benim gizli korkularım varmış meğerse. Ben aslında yazdıklarımda millete mesaj gönderiyormuşum. Herkesin yazılarımı okumasını ve onlardan bir anlam çıkarıp gönderdiğim mesajı “anlamasını” bekliyormuşum. Kendim için yazmıyormuşum. Aslında ben insanlarla konuşamayacak, ya da onlara hislerimi aktaramayacak kadar özürlü olduğumdan yazmayı tercih ediyormuşum.
Gizli korkularım varmış.
Kendimin bile bilmediği gizli sorunlarım varmış.
Devamını oku »
Koca bir sene daha bitti. Hazırlık derken, üniversite bir derken, ikinci sınıf da bitivermiş. Hele öyle hızlı bitmiş ki, ikinci dönemin varlığı bile anlaşılamamış.
Üniversite hayatının yarısı çoktan geçmiş bile. Geri dönüp bakmaya ne kadar korksam da, mecburum bunu yapmaya… Neler öğrendiğimi, neler kaybettiğimi görmek zorundayım yoluma devam edebilmek için.
Bakalım koca bir senede ne olmuş? Devamını oku »
Önce birisi çıkar, şu söyledir şöyledir der. Yaklaşık 1000 kadar gerizekalı bu böyledir böyledir lafını benimser ve uygular. Sonra bu 1000 gerizekalının soyu olan tüm gerizekalılar doğdukları anda bu “kurallar” ile eğitilirler ve şartlanırlar. At gözlükleri takılır. İllaha bu olacak yoksa günah denir. Düşünmesi engellenir. Buna “adet” denir.
Acaba hangimiz kendi olmak istediğimiz gibi oluyoruz söyler misiniz? Şu kural bu kural o kural şu olmaz ayıp bu olmaz günah, şunun doğrusu şöyledir dğeri günah, herkes böyle yapıyo illaha sen de yapıcan yoksa zırt olur bırt olur (milyonlarca sinek çöp yiyor, eğer herkesin yaptığını yapacaksak çöplüğe, hepsi mi yanlış söylüyor) gibi laflarla insanların beyni yıkanır, farklı olanlar engellenir. Herkes aynı olur, ne derlerse yaparlar başka insanların.
Halbuki insanlar farklı olmalıdır. İnsanların görüşü önemsenmelidir. Eğer farklı düşünen olmasaydı hala dünyayı düz zannedebilirdik. Milletler böyle ilerlemiş. Ama biz naapıyoz, her şeyin bir doğrusu var “yazılı olmayan kural” ve o öyle olacak, bu böyle olacak diyip duruyoruz.
Mesela;
SAYGI GÖSTERMEYİ KIYAFETE VE SAÇ STİLİNE BAĞLIYORUZ.
O halde punkcuların hepsi saygısız. O zaman saçını uzatan erkeklerin hepsi öküz beyinsiz.
Neden? Herkes kısa saçlı olcak, ense traşı tam olcak. O saygı demek. Saçları dağınık bırakmak yok. Benim stilim bu diyemezsiniz. Başka çevrede sizi beyenenler olabilir ya da olmayabilir, ama dağınık bırakmak bir stil değildir. KURAL ÖYLEDİR, GÖRÜNMEZ KURAL. Sonra ayıp olur, insan kendisi karar vermez, zorlanırsınız.
Her şeyde mantık ararsanız sonunuz vahimdir. Öyle saçma sapan şeyler görürsünüz, sinirden kendinizi yersiniz ki her şeye bağıran dengesiz biri olursunuz. Ama söyleyemezsiniz, o da bi kural. Sonra bişiyler olur, ne biliyim mesela günahtır.
Sonra da demeye çalışırsınız: “Ne güzel bir hayat…” Hadi yiyosa deyin.
Büyültmek için fotoğrafa tıklayabilirsiniz.