Bunun Burada Ne İşi Var?
Dün şehre inmek için Sayın Menderes Türel’in zamanında Hafif Metro ...
Her şey gibi dünyanın da satılık olduğunu düşünün bir an. Bir dünya sipariş edebiliyorsunuz. Azıcık kremasından, bol şekerli nasıl arzı ediyorsanız dünyanız, hayatınız öyle şekilleniyor.
Bu çok uçuk oldu. Hayat normal hayat olsun. Yaşayıp gidiyorsunuz. Benim gibiyseniz her sabah uyandığınızda küfrediyorsunuz ya da bilmiyorum belki mutlusunuzdur gülücükler saçıyorsunuzdur. Uzun süre oldu da… Saçılan gülücüktü değil mi? Her neyse… Bu normal hayatta birisi geliyor yanınıza. Süper güçleri olan birisi ve diyor ki: “Bana hayatına eklemek ve hayatından çıkarmak istediğin şeyleri söyle, onları gerçekleştireyim.”
Soruyorum: Hayatınıza neleri eklemek ve hayatınızdan neleri çıkarmak isterdiniz?
Ne çıkarmak istediğimi hiç düşünmedim ben. Sanırım iyi böyle, bir şeyleri silmeye gerek yok. Fazla mal göz çıkarmaz. Ama neyi ilave edeceğimi çok iyi biliyorum. Devamını oku »
Gecenin yarısı çalan bir telefon… Tek başına geçirilen bir gece… Bardakta hiç bitmeyen bir kola, ekranda yine kaynak kodları… Tepedeki ışık kapalı. Gerek yok odadaki tüm tozları görmeye! Gece lambası yeter odayı kararınca aydınlatmaya. Devamını oku »
Hayat ne kadar değişken değil mi? Bir gün diplerde sürünürken, diğer gün sevinçten uçup insanları gülücüklere boğabilirsiniz…
Bir gün uykunuz vardır, diğer gün “ortam çocuğu”sunuzdur. Bir gün dersleri pür dikkat dinlersiniz, ertesi gün okula gidesiniz gelmez.
Bir gün kendinizi çok iyi hissedersiniz, ertesi gün bunun bir yanılsama olup olmadığına kendiniz bile akıl erdiremezsiniz.
Eee… Hayat bu! Algoritma değil! Ne iyi ne kötü… Her şey kafada bitiyor, kendine neye inandırıyorsan o oluveriyor. İlişkiler, mutluluklar, kızgınlıklar, acılar, espriler… Hepsi kafamızda ve tek kişilik. Dahası kendimizi kandırmaktan başka bir şey değil.
Yolculuk Dergisi, Ocak 2009
Zeynep Müge Kasaroğlu
Biz yetişkinler umudun, sevginin ve yaşamın anlamını ne kadar biliyoruz acaba? Olgun olmak adına, mantıklı olmak adına, hırslarımız adına, eskiden sahip olduğumuz umudun, sevginin saflığının ne kadarını kaybettik?
Elbette seviyoruz birilerini. Elbette umutlarımız var hâlâ. Elbette güzel bir yaşam için çabalıyoruz. Ve bu çabalamanın içinde, arasına pembe renklerin karıştığı saflığımızı, el değmemişliğimizi nerelere harcadık?
Israr etmeyin lütfen. Dürüst olalım biraz kendimize karşı. En son ne zaman mutlu bir haber aldığınızda, sokak ortasında kimin ne düşündüğüne aldırmadan, içinizden geldiği gibi çığlık attınız? Vitrinde sadece hoşunuza gittiği ve sizi heyecanlandırdığı için sonunu hiç düşünmeden, cebinizde kalan son parayla ihtiyacınız olmayan bir şeyi aldınız? Çevredekilerin ne diyeceğini aklınızın ucuna bile getirmeden sevdiğinizin dudaklarına yapışıp öptünüz? Otobüste yolcuların varlığından habersiz “Toplum içinde yüksek sesle konuşulmaz!” kuralını çiğnercesine arkadaşlarınızla kahkahalar attınız ve hiç huzursuzluk duymadınız? Birilerini değiştirmeye çalışmadan, olduğu gibi kabullendiniz? Mutluluğun herhangi bir şeye bağlı olmadan da yaşanabileceğini hissettiniz? Zorlukları ve gerçekleri umursamadan, bir şeylerin olmasını katıksız umut ettiniz? Bir bahçeden gizlice elma aşırıp, sularını çenenize akarak yediniz? Birine âşık olup sadece onu görmek için sık sık gittiği bir kafede saatlerce oturup beklediniz ve canınız hiç sıkılmadan kalbiniz bir kuş gibi çırpındı? Devamını oku »
Zaman geçiyor. Dur durak bilmeyen bir hareketlilik var hayatta! Hayat var dışarıda!
İnsanlar var hayatta; mutlu. İnsanlar var hayatta; üzgün. İnsanlar var hayatta, hayat umurlarında olmayan.
Zaman geçiyor. Mutsuz olduğum her an, boşuna geçiyor o zaman. Harcanıyor resmen; geri gelemeyecek bir zaman dilimi boşa gitmiş oluyor.
Zaman değerli. Hayatın geri dönüşü yok. “Yapacağım, edeceğim.” diye her şeyi geleceğe yüklemenin anlamı yok. Yarının garantisi yok. Bugünün anlamsız geçmesinin hayata kattığı bir değer yok.
Yarın hiç gelmeyebilir. Trafik canavarının ya da doğal afetlerin sonraki kurbanı neden ben olmayayım? Ben özel değilim ki!
Buna göre yaşamak lazım… Dolu dolu. Pişman olmamaya çalışarak, ama yeri geldiğinde risk alarak. İçe atmak yerine ifade etmek lazım duyguları, hisleri. Yeri geldiğinde çemkirmek lazım, yeri geldiğinde ağlamak…
“En azından denedim!” demek lazım bu hayatta. Risk almadım, hiç hata yapmadım, ot gibi yaşadım demek, akıl kârı değil; kabul edilebilir hiç değil!
Hayat akıyor… Irmak gibi, sel gibi… Durmaksızın… Sizin yaptıklarınıza bakmadan, sizin kim olduğunuzu umursamadan. Durduramayız hayatı. O halde ona değer katmak lazım. Mutlu olmak için hayata değer katmak lazım. Geçip giden hayata bir yerinden dahil olmak lazım. Boşa geçmediğine inanmak lâzım hayatın…
Hayatıma değer katmak benim için kolay olmadı hiç. Çünkü bunun tek başıma yapabileceğim bir şey olduğuna asla inanmadım.
Hâlâ inanmıyorum. Ve bu değeri hayatımda istiyorum! Devamını oku »
Ben Antalya’ya gitmeden X ile son kez buluşacaktık. Bu isteğimi kendilerine beş gün kadar önce belirtmiştim. Uygun bir vakit ayarlayıp bana dönecekti kendileri, öyle demişlerdi.
Dönmedi tabi ki. Verilen sözler bir defa daha tutulmadı ki, alıştım artık. Beklemiyordum zaten aramasını. Öyle ki, buluşma ihtimalimiz olan son güne bile planımı zaten yapmıştım ben!
Cumartesi günü –kendisi Antalya’ya dönemeden önceki son günümdür– aklımın alamayacağı kadar eğlendim.
Bostanlı İskelesi’ndeki yarım saat rötarlı buluşmadan sonra, EGS’de güzel bir yemek, ardından bir oyun bowling, ardından etrafa ölüm saçan
bir Air Hokey ve vs vs…
Ben Antalya’dayım artık. Seneye kaldığımız yerden devam ederiz.
Gelelim fotoğraflara… Devamını oku »
Twitler yükleniyor... 5 saniye sonra
Bıdı bıdı bıdı bıdı dıdı dıdı dudu dudu hıdı hıdı hödü hödü yüklüyoruz öhüm öhüm bıdı bıdı vs vs... 6 nanosaniye önce
Yüklenmenin geç olmasının sebebi ben değilim, Twitter API'sinin yavaş olması. Gudu gudu hıdı hödö büdü büdü... 25697 asır önce
Ha tabi bunları okumuşsan, bu sitenin çok gizli bir özelliğini bulmuşsun demektir. ;) Tebrikler. Bu "sürpiz yumurta"yı bulduğunu bana da haber verir misin? Tıkla! 6 dinazor önce
Yeni yazıları takip etmenin
bir sürü yolu var!