Her şey gibi dünyanın da satılık olduğunu düşünün bir an. Bir dünya sipariş edebiliyorsunuz. Azıcık kremasından, bol şekerli nasıl arzı ediyorsanız dünyanız, hayatınız öyle şekilleniyor.
Bu çok uçuk oldu. Hayat normal hayat olsun. Yaşayıp gidiyorsunuz. Benim gibiyseniz her sabah uyandığınızda küfrediyorsunuz ya da bilmiyorum belki mutlusunuzdur gülücükler saçıyorsunuzdur. Uzun süre oldu da… Saçılan gülücüktü değil mi? Her neyse… Bu normal hayatta birisi geliyor yanınıza. Süper güçleri olan birisi ve diyor ki: “Bana hayatına eklemek ve hayatından çıkarmak istediğin şeyleri söyle, onları gerçekleştireyim.”
Soruyorum: Hayatınıza neleri eklemek ve hayatınızdan neleri çıkarmak isterdiniz?
Ne çıkarmak istediğimi hiç düşünmedim ben. Sanırım iyi böyle, bir şeyleri silmeye gerek yok. Fazla mal göz çıkarmaz. Ama neyi ilave edeceğimi çok iyi biliyorum. Devamını oku »
Bazı şeyler uğrunda çaba gerektirir. Uğraşır durursunuz. Çeşit çeşit yollar dener, yapmadık maymunluk bırakmazsınız. Ama bir adım bile ilerleyemezsiniz.
Bazen hırs yaparsınız. Amacınızı “elde etmek” için o kadar ama o kadar çok uğraşırsınız ki, elde edene kadar ondan çoktan bıkmış olursunuz. Tüm hayat bir amaca endekslenmez ki… Devamını oku »
Bir gün bambaşka bir dünyada uyanmak isterdim. Her şeye sıfırdan başlayabileceğim, arkama bakmamı gerektirecek en ufak bir neden/kişi bile olmaksızın yeni ve umutlarla dolu bir dünyaya adım atmak isterdim.
İsteklerin daha kolay gerçekleştirilebileceği, deyim yerindeyse “pembemsi” bir dünyada… Devamını oku »
Bir an için gözlerimizi kapatalım. Siyahlığı hissedelim. Hiçbir şey görmediğimizi idrak edelim. Simsiyah! Ardından gözlerimizi açalım. Ne değişti? Her şey aynı, her şey olduğu yerde, değil mi?
Şimdi, bir yıl için gözlerinizi kapatın. Deyim yerindeyse, o yıl “göz açıp kapayıncaya kadar” geçsin. Daha sonra gözlerinizi açın ve öncenizle şimdinizi karşılaştırın. Ne değişti? Her şey nasıl bıraktıysanız öyle mi? Gözle görülür-görülmez kayda değer hiçbir ilerleme, hiçbir değişim yok mu?
Değişmek, farklı şeyler denemek, sürpriz yapmak, sürprizlerle karşılaşmak, yeni şeyler öğrenmek, tatmak ve (belki de) (gerektiğinde) kurallara karşı çıkmak…
Mutluluk bunlar ve bunlara benzer şeylerle başlıyor olsa gerek. Birbirinin aynısı yüz bin milyon kopyala-yapıştır günle değil! Devamını oku »
Şu dandirik, beş para etmez dünyada kendimizi kandırmaktan başka bir şey yapmıyoruz aslında. Kendimize bir uğraş bulup, sevsek de sevmesek de uğraşıp didinip o şeyi kendimize sevdiriyoruz. Vaktin akıp gitmesi için elimizden geleni yapıyoruz, çünkü bunu istiyoruz (gizliden gizliye)! Aptal aptal, yapayalnız yürüyoruz gün boyu. Duvarlara bakıp düşünüyoruz durmadan, uygulamaya geçirmedikçe düşündüklerimizin boşa gideceğini fark etmeden! Amaçsızca kampusu dolaşıyor ya da Red Alert’te bilgisayarın bir ürünü olan düşmanları yaratıp yaratıp öldürüyoruz. Sonuçta ne oluyor? Vakit geçiyor. Acı içinde görüyoruz hayatımızın boşa geçtiğini!
Günün birinde arkamızı dönüp baktığımızda ne olacak? Dönem bitip, üniversite yarılandığında -en güzel günlerimiz olduğu iddia edilen günlerin yarısı geçtiğinde- geriye dönüp bakmaya cesaret edebilecek miyiz acaba?
Ne göreceğiz orada? Devamını oku »