Bunun Burada Ne İşi Var?
Dün şehre inmek için Sayın Menderes Türel’in zamanında Hafif Metro ...
Bir yıl önce bugün, tam da bu saatte ne yapmıştınız? Ne düşünmüştünüz? Dünyada ne olmuştu? Kiminleydiniz?
Bunu öğrenmenin çok ilginç bir yolu var. Tabi eğer en az bir yıldır aktif olarak Twitter kullanıyorsanız.
Twitshift isimli ücretsiz bir web servisi; bir, iki veya üç yıl önce tam da aynı saat dakika ve saniyede ne yazdıysanız, yazdıklarınızı başka bir hesapta sizin yerinize otomatik olarak twitleyerek paylaşmanızı sağlıyor. Böylece isterseniz bir yıl önceki kendinizi takip edebiliyorsunuz.
Örneğin ben @UmutBenzer’de yazıyorum, @gergefil’de ise bir yıl önceki kendimi takip diyorum. Nostalji yapmak hoş oluyor.
Eğer bu da benim olursa dünyayı ele geçirmeye çalışan çılgın profesör olmaya bir adım daha yaklaşacağım!
İşin şakası bir yana, niye böyle ilginç güzel yaratıcı şeyler Türkiye’de yok? Niye olan ilginç üç beş tane hediyelik de yurt dışından ithal? Bu tarz şeyler tasarlayamayacak, üretemeyecek ve pazarlayamayacak kadar odun muyuz biz?
Andreas Heikaus isimli bir üniversite öğrencisi, gerçek hayatta çekilmiş görüntülerin üzerine bilgisayar grafikleri yerleştirmek üzerine bir tez yapıyormuş. Bu tezi, kaldırım ve kenarındaki beton bloklar üzerinde sürekli ilerleyen bir Super Mario oyunu oynatarak tamamlamış. Sonuç olarak izlemesi çok zevkli bir video ortaya çıkmış.
İzleyelim.
http://v.ubenzer.com/2010/07/super-mario.mp4
ELEC kapsamında Cumartesi günü yaptığımız tasarım, şuracıkta konuşlanmış Bölüm 1’de anlatılmıştı.
Yaptığımız tasarımları, zarfa koyduk. Ama zarf kapanmadı, zarfın boyutları kâğıtların boyutlarını tutmuyordu.
Her neyse… Zarfları teslim ettik ve Pazar günkü sunumunuzu heyecanla beklemeye başladık.
Pazar günü geldi çattı. Sunumlar, Tekstil Mühendisliği’nin konferans salonunda 12.30’da yapılacaktı. Normal olarak beklersiniz ki, program 12.30’da başlasın. Ama ilginç bir şekilde BEST topluluğunun anlayışı bu değildi. 12.25’te konferans salonunun kapısı hala kitliydi. 12.30’da salonun kapısını, kapının önüne yığılmış biz olduğumuz halde gelip açtılar.
Daha sonra salonun içerisinde boş yere mikrofon kurulumu, ışıklandırmalar, masaların taşınması, koltukların ayarlanması ve buna benzer şeyleri bekledik. BEST Pazar günkü organizasyonun açılışını, kepenk açan küçük esnaf profesyonelliğinde yapmış olsa da, en azından saatlerini ileri almayı unutmadıkları için şükrettik, bir saat fazla da bekleyebilirdik. Devamını oku »
ELEC, BEST adı altında kurulmuş bir Ege Üniversitesi Öğrenci Topluluğunun düzenlemiş olduğu, finalistlerin diğer üniversiteler ile kapışacağı bir mühendislik/yaratılıcılık yarışmasıdır. İki kategorisi vardır: Case Study ve Team Design. Tanıtım broşürlerindeki imla hatası ise gözden kaçmamıştır.
Team Design kategorisinde, takımlara çeşitli malzemeler verilerek, takımlardan o an öğrendikleri görevi tamamlayacak bir düzenek hazırlamaları istenir. Ama bu takımlara önceden hesap makinesi getirebilecekleri gibi ufak (!) ayrıntıların söylenmesi nedense unutulmuştur.
Case Study’de ise, bir problem verilir ve dört saatte bu probleme bir çözüm üretilmesi istenir. Ertesi gün sunum yapılması gerekmektedir, ancak bilgisayar kullanmak ve sunumları elektronik ortamda hazırlamak ilginç bir şekilde mümkün değildir.
Her neyse… Yarışma güya Cumartesi saat 12.30’da başlayacaktı. Ancak daha önce Ege Üniversitesi Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı’nın tüm üniversitelilere duyurduğu elektrik kesintisini duyamayan (!) Best, bizi bir buçuk saat kadar boş yere ayakta bekletti.
Team Design’da, ekiplerden aralarında en az bir metre bulunan iki masa arasına, ellerine verilen malzemelerle bir düzenek kurulması istendi. Bu düzenek ile bir yumurta, bir masadan diğerine kırılmadan geçebilmeliydi.
Biz, grubumuz “Mavi Ekran” olarak, Case Study kategorisinde yarıştık. Bizden Yabancı Diller Ek Binası’na kapatılacağımız dört saat boyunca saksıyı çalıştırarak yaratıcı, kafa çalıştıracak ve geniş kitlelere hitap edecek bir oyun (board game) tasarlamamız istendi… Devamını oku »
Arkadaş, ben bazen bu yazarları anlayamıyorum. Güzelim senaryo yazıyorsun, müthiş bir kurgu var ortada, acayip ilginç durumlar söz konusu, niye kitabın/filmin/tiyatronun sonunu o kadar berbat bitiriyorsun?
Düşünsenize, Star Wars’ın sonunda Luke Skywalker’ın ayağı kayıyor ve kara deliğe düşüyor. Ya da yüzüğü yok etmeye götürürlerken, yere düşürüp ormanda kaybediyorlar. Lord Voldemort, tren kazası sonucu yatırıldığı Atatürk Devlet Hastanesi’nde hayatını yitiriyor.
Verdiğim örnekler kadar dandik sonlarla biten o kadar çok film var ki! Bir örnek, Kehanet. Sen o kadar kehanet bul, dünyanın sonunun geldiğini anla ve kurtulmak için gittiğin alana gele gele uzaylılar gelsin. Bu muydu yani?
Bazı kitap/film/tiyatro oyunlarının sonunu okuduğunuzda/gördüğünüzde yazan kişiye sövesim geliyor. Güzelim senaryoyu o kadar iğrenç bir sonla bitirebildiği için.
Bu tip durumlar için “sonunda saçmalama” diye bir suç olmalı bence.
Daha fazla saçmalamadan bitiriyorum.
Twitler yükleniyor... 5 saniye sonra
Bıdı bıdı bıdı bıdı dıdı dıdı dudu dudu hıdı hıdı hödü hödü yüklüyoruz öhüm öhüm bıdı bıdı vs vs... 6 nanosaniye önce
Yüklenmenin geç olmasının sebebi ben değilim, Twitter API'sinin yavaş olması. Gudu gudu hıdı hödö büdü büdü... 25697 asır önce
Ha tabi bunları okumuşsan, bu sitenin çok gizli bir özelliğini bulmuşsun demektir. ;) Tebrikler. Bu "sürpiz yumurta"yı bulduğunu bana da haber verir misin? Tıkla! 6 dinazor önce
Yeni yazıları takip etmenin
bir sürü yolu var!