Bir seneyi daha geride bıraktım.
Bu sene de bomboş geçti. Çok şey öğrendim bu sene. Ama ne yazık ki büyük bir kısmı güzel şeyler değildi.
Hayat akıp gidiyor. Ve ben sadece izliyorum.
Bu sene öğrendiklerimden bazıları: Devamını oku »

Kanıksanması gereken bazı gerçekleri Yiğit Özgür çok iyi ifade etmiş.
Hayatımızın “ya, eğer” kısmı, doğru olanı yaptığımızı kanıtlayan, ancak diğer taraftan hayatımızın ne kadar b.ktan olduğunu bize gösteren, hayal gücümüzün inanılmaz yoğunlukta çalıştığı noktaya taktığım addır.
Zaman, Lise’de okurken yazdığım, iki sonu olan bir hikâyedir. “ya, eğer” durumunu bu hikâye üzerinden örnekleyeceğim. Örnek, hikâyenin sonuna dair bilgiler içerecek. Eğer hikâyenin özeti yerine kendisini okumak istiyorsanız buradan kendisine ulaşıp bu yazıyı okumayı erteleyebilirsiniz. Devamını oku »
Yazmaya başladım. Ama bu ikinci cümle bile zorla geldi. Bana bir olumsuzluk ifadesi lazım. “Hayır.” gibi ama daha çok anlam içermeli.
Öyle ki bu ifade temelde olumsuz bir anlam içermesine rağmen, iyi şeyleri de barındırabilmeli.
“İtici”ye yakın bir anlam lazım mesela. İğrenç, pis, kanı bozuk tarzı değil de “çekici”nin zıttı “topraklama” anlamında bir ifade… “Topraklama” ne mi? “Sende elektrik yok.”un fiziksel karşılığı.
“Topraklama”nın yanında “değişmemek” ifadesini de içeren bir anlam olsun bu “Hayır.” Kelimesinde. Değişmemek ama kendini kandırmadan… Bilinçli ve dikkatlice.
“Nasıl” ve “Neden” diye sorsun bu kelime!
Öyle bir kelime istiyorum ki baktığında insanın kafası bir şey hissedemeyecek kadar karışsın. Ardından akıla “rahatlama” ve “hayal kırıklığı” getirsin bu kelime.
Hayal kırıklığını o kadar iyi yansıtsın ki bu kelime, ikinci kez telaffuz edildiğinde “Alıştım ben artık.” bile gelsin insanın aklına.
Öyle bir olumsuzluk ifadesi istiyorum ki geleceği tek taraftan belirsiz kılsın. Az biraz (!) da kıskaçlığı getirsin akla.
Bu öyle bir kelime olsun ki, kullanıldığı yere bağlı olarak “mutluluk” anlamına da gelebilsin. Ama benim için ancak olumsuz temel anlamı bir şeyler ifade ediyor olsun.
Bu kelime hayal ve final olsun.
İşte ben bu kelimeyi biliyorum. Ama bir şey fark etmeksizin hala aramaya devam ediyorum. Bulana kadar da bu yazı bitemeyecek…
Biliyorum, ömür bitecek bu yazı bitmeyecek. Devamını oku »
Sizce MSN hayatın yerini tutabilir mi? Kimseyi görmeden, kimseyi aramadan, sadece MSN’den arkadaşlıklarınızı devam ettirebilir misiniz?
Böyle sorulunca cevap açık ve net oluyor sanırım: Hayır.
Ama ne yazık ki böyle davranan arkadaşlarım var.
Anında mesajlaşma yazılımları “haberdar olmak” ve “hal hatır sormak” için değildir arkadaşlar! Anlık mesajlaşma yazılımları telefon parasından kurtulmak için kullanabileceğiniz günü organize etme araçlarıdır. MSN’den bir arkadaşınıza ertesi gün için size imza atmasını söyleyebilirsiniz. Canınız istiyorsa arkadaşınızla sinema programı da yapabilirsiniz. Çok güzel geyik de çevrilir MSN’de, gülmekten yerlere yatarsınız, eğlenirsiniz… Ama “dostluk”, “arkadaşlık” sürdürülmez MSN’de. Bir defa insan görmek ister. Kanlı-canlı, gülümsemesiyle, sesiyle, neşesiyle, derdiyle, hüznüyle, sevinciyle “dost” (ya da arkadaş) olarak gördüğü kişiyi görmek ister. Aksi halde neden her Antalya’ya gidişimde arkadaşlarımı görmek isteyeyim? Biz MSN’den hiç konuşmuyor muyuz?
MSN böyle bir illet işte arkadaşlar… İnsanlar MSN’de yazıştıkları kişiyi “görmüş gibi olduklarını” iddia ediyorlar. Aylarca görmediğiniz bir kişiyle eğer MSN’de her gün yazışıyorsanız sizin samimiyetiniz hiç bozulmuyormuş. Uydurduğunuz bahaneler daha kabul edilebilir oluyormuş. Size “Hadi len oradan!” demek istiyorum arkadaşlar. Siz cidden bir insanı görmeye gerek duymuyor, yeri geldiğinde sırf bir kişiyle buluşmamak için 10 saniyede 1010 bahane bulabiliyor, ama MSN’e gelince balım cicim oluyorsanız, ben bunu yapan herkesin dostluğundan da arkadaşlığından da şüphe ederim!
MSN’i “dostluk” gibi değerli bir kavrama alet etmeyin arkadaşlar! “Gerçeklerden oluşan imkânsızlıklar” dışındaki hiçbir neden iki dostun arada bir buluşmasına, birbirlerinin suratlarını görmesine, bazı şeyleri paylaşmalarına engel olamaz. MSN’de yazdıklarınız, gösterdiğiniz samimiyet pek bir şey ifade etmiyor bana… Devamını oku »

Arkadaşlarımızın bize sürekli bahaneler uydurması, genelde sudan sebeplerle bizi ekmeleri, genelde yarı yolda bırakmaları, bize lafta verdikleri değeri davranışlarıyla en güzel şekilde göstermeleri (!) bizim daha yaratıcı olmamıza yol açtı.
Güvenin ve arkadaşlığın kolay kolay kazanılmadığı ve anında kaybedildiği böyle b.ktan bir dünyaya biz de bir şeyler katmak istiyoruz.
Arkadaşlarımızın (acaba?) bize sürekli ama sürekli bahaneler uydurması bunları bir arşivde toplama düşüncesini beraberinde getirdi. Dedik ki şimdiye kadar katlanmak zorunda olduğumuz bahaneleri, bundan sonra duymamız olası bahaneleri; aslında mümkün olan tüm bahaneleri bir kitapta toplayalım, bunları bir güzel kategorilendirelim ve herkesle paylaşalım. Devamını oku »
Dün çok sevdiğim bir insanı kaybettim. Hayır, hayır; öyle sandığınız gibi değil. Ölmedi çok şükür, şehit olmadı bir savaşta, hatta aslına bakarsanız fiziksel olarak benden bir kilometre bile daha fazla uzaklaşmadı.
Ama o kişi benim için öldü. Onu ben öldürdüm!
Onu çok ama çok seviyordum. Herkesten daha değerli kişiydi o, en üstteki insandı. Her şeyimi ama her şeyimi onun için feda edebilirdim, ya da her anımı onla geçirmek için aklınızın ucundan geçemeyecek çılgınlıklar yapabilirdim. Hala da öyle. Ama o artık bir ölü.
Hayır, onu ben öldürmedim! Ama onun için hayatımı feda edebilirdim.
Evet, belki de ilk defa, ben masumum! Ne geç kaldım ilkyardım için, ne de çağırıldığım an gelemeyen 112 servisi gidiydim. Gerektiği anda gerektiği yerdeydim. Ambulansı geç arayanlar kahrolsun!
O öldü. Onu çok seviyordum.
O öldü. Onu çok seviyordum. Hem de ne kadar çok.
Katili tanıyorum. Ne yazık ki… Parmak izlerini topladım, katilin maktul üzerinde bıraktığı etkileri okudum. 3.şahısların ve görgü tanıklarının olay hakkındaki izlenimleri fotoğraflarla bezenmiş bir Word belgesinde buldum kolaylıkla… Tüm deliller gerçekti. Tüm deliller katiline güvenen maktul tarafından özene bezene toplanmış, sabit diskin çatlak tahtasının içindeki görülmesi zaman alacak klasöre konulmuştu.
Ama zaman almadı.
Masaüstü ve Belgelerim… En sevdiğim iki klasör.
Ölüleri sevebilir misiniz?
Elbette ki. Geçen sene ikinci dönem, 13 Şubat’tan itibaren bir yıla yakın bir süre yaptığım aptallık da bu değil miydi? Ölüyü, ölümüne sevmek… Neredeyse bir saplantı…
Ölülerden medet umar mısınız? Yoksa siz hala türbede ayin yapan kesimden misiniz?
Ölüler sadece ölü ne yazık ki. Çürümüş bedenleri ve çürümüş beyinleri var. Unutmanız gereken insanlar… Fiziksel olarak ölüm nasıldır, yakın birisi gerçekte ölürse nasıl hissederim hatırlamıyorum, ama benim için ölen kişileri unutmak zorundayım. Her cenazede takılan, her mezar taşının ardında yıllarca ağlayan birisi olursam yaşamanın anlamı kalır mı?
Bugün öldü o benim için. Onu çok seviyordum. Belki bir süre ruhu benimle kalacak, belki onun ruhunun gitmesini ben istemeyeceğim, ya da o bana musallat olacak, ama eninde sonunda bitecek bu. Mutsuz bir son daha…
Katil ve maktul… Ruhları beraber yaşıyor… Yaşasın, elden ne gelir ki!
Öldü… Aramızda bir kilometre bile yok; ama yıkılması imkânsız, görünmez, betonarme bir duvar var.
O öldü. Artık tamamen yalnızım.
TDK diyor ki:
Hödük: Görgüsüz, kaba, anlayışı kıt (kimse).
Anne ben hödük oldum. Artık daha mutluyum. Artık takmıyorum ben hiçbir şeyi. Bir taş kadar umursamazım artık. Ama bir taş kadar güçlüyüm de. Kimse yıpratamıyor beni. En güçlü iş makinesi bile delip geçemiyor beni, kazı ucu kırılıyor ben yıpranmıyorum bile.
“Benim doğrularım” yok artık. Ben kimim ki “kendi doğrularım” olsun? Çoğunluk ne isterse onu yapıyorum ben. Topluluk nereye ben oraya. Kimse benden etkilenmiyor, ben bir şeyler yaratmaya çalışmıyorum artık.
Herkesi dinliyorum, eskiden de yaptığım gibi… Ama artık karar vermiyorum ben. Çoğunluk nereye ben oraya. Sonbaharda yere düşen ve her rüzgarda herhangi bir yöne sürüklenen yaprak ne kadar huzurluysa ben de o kadar huzurluyum artık…
Düşünmüyorum. Düşündükçe afakanlar basardı beni. Bir adım daha ilerisini görebilmek, daha doğru kararlar verebilmek, en önemlisi daha iyi bir insan olabilmek için ıkınır dururdum. Mutlu olabilmek için de.
Ne gerek var ki?
Anne ben hödük oldum. Artık bir taş kadar güçlüyüm. Ama bir taş kadar da duygusuz. Beni kimse yıpratamıyor. Tek bir şey hariç. O da durmadan çarpan dalgaların yarattığı aşınma. Beni basit şeyler yıpratamıyor, ama sürekli olması mı, o başka işte. Devamını oku »