Yolculuk her zaman farklı duygular uyandırır bende. Kimi zaman iyidir, düşündükçe mutlu eder aklıma gelenler, kimi zaman da çökertir beni.
Yine karmakarışık duygularla çıkıyorum yolculuğa… Düşündüklerim bana ait. Hepsi kafamda ve dağınık haldeler. Düzenlemem gerekiyor.
İzmir’de çok bunaldım. Yine, yeni, yeniden Antalya’ya kaçıyorum. İyi olmak için… Duygu ile mantığın orta noktayı bulduğu, sonradan pişman olmayacağım kararlar vermek için…
Mutlu olmak için…
Markalar yazı dizisinde sevdiğim ve sevmediğim markaları nedenleriyle beraber anlatıyorum.
Rahat, güvenli ve konforlu bir ulaşım… Üniversite zamanı İzmir – Antalya arasında mekik dokumaktayım. Gerek güler yüzlü personeli, gerek otogardan vaktinde kalkması, gerek Internet’ten kolaylıkla bilet alınabilmesi, gerek Rahat Hat ile tek kişilik koltukta yolculuk etmek ama tabi ki en önemlisi güven, benim gözümde Kamil Koç’u bir numara yapıyor.
Kamil Koç’un eksileri: İzmir-Antalya arasında inatla Keloğlan Dinlenme Tesisi’nde durması. Orası berbat, ben Tuna’yı istiyorum.
Diğer hoşlandığım ulaşım markaları: Pamukkale Devamını oku »
Yine aynı şekilde bir veda ile şehirlerarası yola aktı. Önce otogardan çıktı, daha sonra şehirden. Şehrin, daha doğrusu şehrin şehir merkezi denilebilecek noktalarının bitimini kocaman, heybetli yemyeşil dağlar, bu dağlara tırmanan üçer şeritli gidiş ve geliş yolları izledi. Yollarda bu rampaları tırmanan onlarca yolcu otobüsleriyle bu rampalardan aşağı inmekte olan, Antalya’ya belki de ilk defa giren araç sahipleri vardı.
Yol uzadıkça uzuyordu. Daha henüz İzmir’e beş saat kırk beş dakika vardı. Geçen her saniyeyle Antalya’nın getirdiği pozitif enerji ve +3 mutluluk puanı da kayboluyordu…
Umut BENZER
Antalya’ya gidiyorum… Bir dönem daha bitti. Final sınavları için ineklememi Antalya’da yapacağım. Şu anda otobüsteyim, Nazilli’deyiz, Denizli’ye doğru ilerliyoruz. Kamil Koç’un rahat hattının bir nolu koltuğunda tek başıma yolculuk yaparken bir yandan kolamı yudumlayıp internette bu blog girdisini yazarken etrafı seyretmek de pek bir güzel oluyor…
Bir otobüsteki-yolcuları-kurtarma-operasyonu ile yazımı sonlandırayım:
Hollywood’un 46 kez işlediği, “uçakta pilotlar ölür ya da bayılır, yolculardan biri (mümkünse bir çocuk) telsiz talimatlarıyla uçağı sağ salim indirir” klişesinin otobüse uyarlanmış hali…
A: Aloo, aloo, abi ben Kamil Koç İzmir-Antalya otobüsünden arıyorum. Kaptan molada içkiyi fazla kaçırdı herhalde, uyuyor şimdi.
B: Evlat sakin ol, muavin orda mı?
A: Hayır, otobüste değil, tanrım ona ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yok!
B: Tamam evlat, hiç korkma, sizi kurtaracağız. Şimdi şoförü yavaşça koltuktan yana çek, sen oturacaksın onun yerine.
A: Ama onu yana çekersem düşer, kendinde değil!
B: Düşsün it oğlu it! Oraya senin oturman lazım.
A: Tamam, oturdum. Şimdi ne yapmalıyım?
B: Direksiyonu tut, ne çok sıkı ne çok gevşek.
A: Tuttum. Çok eğlenceli görünüyor ehuhe.
B: Evlat, ciddi ol. 40 yolcunun hayatı senin elinde. Şimdi önündeki panelde bir çok gösterge var değil mi? Tam ortadaki büyük olana bak, ne yazıyor orda?
A: Bismillahirrahmanirrahim.
B: Hayır göstergenin üstündeki yazıya değil göstergeye bak! Hız göstergesine bak, kaçla gittiğinizi görebiliyor musun?
A: Sıfır.
B: Nasıl sıfır? Dikkatli bak.
A: Sıfır, gerçekten sıfır. Ölecek miyiz?
B: Otobüs duruyor mu gidiyor mu bunu söyle bana seni kuş beyinli!
A: Duruyooor.
B: Kalk si.ir git eşşoğlueşşek! Bize de panik yaptırdın. Şoför uyanınca devam edersiniz.
Hepimize “takıntısız” günler diliyorum.