Bitiyor…
Şaka maka, mezun oluyorum ha! 5 sene (biri hazırlık) geçti ...
ÖĞRENCİ: Merhaba hocam. Bir sorunum var. Bize öğrettiğiniz şeyleri denemek için küçük bir olasılık deneyi yapmak istedim, yazı-tura gibi yani. Ama işe yaramadı.
HOCA: Hmm, ilgilenmene sevindim. Ne yaptın bakalım?
ÖĞRENCİ: Yazı-tura için şu parayı 1.000 kez attım. Hani bize, tura gelme olasılığı yarı yarıyadır demiştiniz ya. Düşündüm ki parayı 1.000 kere atarsam, 500 kez tura gelmesi gerekir. Ama öyle olmadı. 513 kere geldi. Sorun nedir acaba?
HOCA: Evet ama hata payını unutmuşsun. Belli bir sayıda yazı-tura atarsan hata payı, para atma sayısının yaklaşık karekökü kadardır. 1.000 atışın hata payı ise aşağı yukarı 30’dur. Yani aslında elde ettiğin sonuç, hata payının sınırları dâhilinde kalıyor.
ÖĞRENCİ: A, şimdi anladım! Her 1.000 arışta 470 ile 530 arası bir sayıda tura gelecek. Her 1.000’lik atışta yani! Vay canına, sağlam bilgi diye buna derim ben!
HOCA: Hayır, hayır, öyle değil! Anlamı şu: Her 1.000’lik atışta 470 ile 530 arası bir sayıda tura gelme “olasılığı” var.
ÖĞRENCİ: Yani 200 kez tura da gelebilir, öyle mi? Ya da 850 kez? Yoksa hepsi tura gelebilir mi?
HOCA: Büyük olasılıkla gelmez.
ÖĞRENCİ: Belki de yeterince çok sayıda atış yapmamışımdır. Eve gidip bir milyon defa atmayı mı denesem acaba? Öyle daha mı iyi olur?
HOCA: Büyük olasılıkla.
ÖĞRENCİ: Haydi ama hocam. Bana sağlam bir şey söyleyin. “Olasılığın” anlamını anlatmak için ikide bir “büyük olasılıkla” deyip duruyorsunuz. Şu “olasılık” sözünü kullanmadan bana olasılığı anlatır mısınız lütfen?
HOCA: Hmm. Peki, şöyle diyelim o zaman: Ortaya çıkan sonuç, hata payının ötesinde olsaydı şaşırırdım.
ÖĞRENCİ: Olmaz böyle bir şey ya! Bize istatistik mekanik, kuantum mekaniği, matematiksel olasılıkla falan ilgili anlattığınız şeylerin anlamı bu muydu yani; işe yaramasa şaşırırmışsınız, öyle mi?
HOCA: Ee, şeyy…
Bozuk parayı bir milyon kez atacak olsam, hepsinin tura gelmeyeceğinden adım gibi emin olurum. Pek öyle bahisçi bir adam değilimdir, ama gelmeyeceğinden öyle emin olurdum ki, hayatımın ya da ruhumun üstüne iddiaya girebilirdim. Büyük sayılar yasasının işe yarayacağından ve beni koruyacağından kesinlikle eminim. Tüm bilim bunun üstüne kuruludur. Ama bu kanıtlayabileceğim bir şey değil ve nasıl işlediğini de pek bilemiyorum. Belki de Einstein bu nedenle, “Tanrı zar atmaz” demiştir. Büyük olasılıkla bu nedendir.
LEONARD SUSSKIND
Her ne kadar kanıtlayamasam da, insanların kanıtlayamadıkları şeylere inanmakla seçilimsel bir avantaj elde ettiklerinden oldukça eminim. Arada bir yanlış inançlara kapılan insanlar, bir şeye inanıp ona göre harekete geçmeden önce kanıt istemekte ısrarcı davrananlara kıyasla hayatta daha başarılı oluyor. Arada bir duygularına kapılıp giden insanlar, her adımlarını hesaplayanlardan daha başarılı oluyor. Belli durumlarda seçilimsel avantaj sağladıkları için, bu avantajların yoğun duyguya ve tutkulu inanca yönelik zihinsel kapasiteleri şekillendirdiğine inanıyorum.
Mantıksızlık ya da aşırı duygusallığın savunuculuğunu yapmıyorum. Kişi ve grupları etkileyen sorunlardan bazıları, hatta çoğu tutkuya dayalı eylemlerden kaynaklanır. Yunan düşünürler ve Aydınlanma’nın öncüleri doğru bir çıkarımla, aklın batıl itikat ve ilkel duyguları defetmesi halinde dünyanın daha iyi bir yer olacağı sonucuna vardılar. Benim yeniden o yola girmek gibi bir niyetim yok; örneğin köktencilik (fundamentalism), uygarlık için ciddi bir tehdit olmayı sürdürüyor. Ama bu eğilimleri anlamak istiyorsak, onları kusur gibi görmeyi bırakıp, nasıl ortaya çıktıklarını düşünmeye başlamamız gerektiğini savunuyorum.
Bu inanca varışım, oyun teorisi ve evrimci biyolojiyi araştırmanın, bir yandan da psikiyatrik hastalarla ilgilenmenin sonucunda gerçekleşti. Çoğu hasta, acı verici ve anlamsız buldukları korkular, üzüntüler ve diğer duygularla boğuşurken, bazıları da abartılı fanteziler ve tuhaf inançlar yüzünden sorun yaşıyor. Bir de saplantılı-zorlanımlı kişiliğe sahip olanlar var. Bu hastalar saplantılı-zorlanımlı kişilik bozukluğu sergilemiyorlar; gün boyu yıkanmıyor ya da sayı saymıyorlar. Bunun yerine saplantılı-zorlanımlı kişilikleri, hiperrasyonellikle karakterize oluyor. Diğer insanların duygusal patlamaları onları hayrete düşürüyor. Görevlerini yerine getiriyor, başkalarından da aynı şekilde davranmalarını bekliyorlar. Tabii bu konuda sık sık hayal kırıklığına uğrayabiliyorlar, bu da çoğu zaman küskünlüğe yol açıyor. Kurallara bağlı kalarak, karşılıklı iyilikte bulunuyor, ne samimi cömertliğe, ne de derin nefrete anlam verebiliyorlar.
Tutkudan yoksun insanlar birkaç dezavantajın zorluğunu çekiyor. Sosyal yaşam oyun teorisiyle örtüşen durumlar yarattığı zaman, tahmin edilebilir, sıradan davranışlar, seçenekler arasından rastgele eylem tercih etmeye kıyasla daha önemsiz bir strateji olarak görülüyor. İntikam arayışına girebilecek öfkeli bir kişi tedbir gerektiren bir güçken, duyar1ı bir rakiple kolaylıkla başaçıkılabiliyor. Tutkulu bir aşık, kendisininkinden daha üstün ama pratik nedenlere dayalı bir evlilik teklifini önemsiz kılabiliyor.
İnanç kapasitesi düşük olan insanların dezavantajlarını açıklamak zor olabilir belki, ama eyleme geçmeden önce kanıt bekleyenlerle sağlam bir inançla hareket edenlerin karşılaşacakları sonuçları düşünün. Hayatta en önemli şeyler, harekete geçmenin başkalarına anlamsız göründüğü zamanlarda harekete geçenlerce gerçekleştirilir. Genelde başarısız olurlar, ama bazen da başarırlar. Neredeyse tüm diğer kişilik özellikleri gibi, tutkulu duygu ve mantıksız inanış eğilimi de, dağılımın orta aralığında en avantajlı özellikleri teşkil eder. Bana göre modern yaşamın optimumu, ortalamanın rasyonel tarafına daha yakın duruyor, ama tayfın her bir noktasının kendine göre avantaj ve dezavantajları olduğu da bir gerçek. İnsan yaşamını iyileştirmek için bu kapasiteleri anlamamız gerekiyor. Anlamak için ise kaynaklandıkları noktaları ve işlevlerini kavramalıyız. Doğruluğunu kanıtlayamasam da buna inanıyorum. Bu inanç beni, sahip olduğum kanıyı güçlendirecek ya da (zihnimi yeterince disipline edebilirsem) yanlış olduğuna inanmamı sağlayacak kanıtları araştırmaya teşvik ediyor.
RANDOLPH M. NESSE
Önce birisi çıkar, şu söyledir şöyledir der. Yaklaşık 1000 kadar gerizekalı bu böyledir böyledir lafını benimser ve uygular. Sonra bu 1000 gerizekalının soyu olan tüm gerizekalılar doğdukları anda bu “kurallar” ile eğitilirler ve şartlanırlar. At gözlükleri takılır. İllaha bu olacak yoksa günah denir. Düşünmesi engellenir. Buna “adet” denir.
Acaba hangimiz kendi olmak istediğimiz gibi oluyoruz söyler misiniz? Şu kural bu kural o kural şu olmaz ayıp bu olmaz günah, şunun doğrusu şöyledir dğeri günah, herkes böyle yapıyo illaha sen de yapıcan yoksa zırt olur bırt olur (milyonlarca sinek çöp yiyor, eğer herkesin yaptığını yapacaksak çöplüğe, hepsi mi yanlış söylüyor) gibi laflarla insanların beyni yıkanır, farklı olanlar engellenir. Herkes aynı olur, ne derlerse yaparlar başka insanların.
Halbuki insanlar farklı olmalıdır. İnsanların görüşü önemsenmelidir. Eğer farklı düşünen olmasaydı hala dünyayı düz zannedebilirdik. Milletler böyle ilerlemiş. Ama biz naapıyoz, her şeyin bir doğrusu var “yazılı olmayan kural” ve o öyle olacak, bu böyle olacak diyip duruyoruz.
Mesela;
SAYGI GÖSTERMEYİ KIYAFETE VE SAÇ STİLİNE BAĞLIYORUZ.
O halde punkcuların hepsi saygısız. O zaman saçını uzatan erkeklerin hepsi öküz beyinsiz.
Neden? Herkes kısa saçlı olcak, ense traşı tam olcak. O saygı demek. Saçları dağınık bırakmak yok. Benim stilim bu diyemezsiniz. Başka çevrede sizi beyenenler olabilir ya da olmayabilir, ama dağınık bırakmak bir stil değildir. KURAL ÖYLEDİR, GÖRÜNMEZ KURAL. Sonra ayıp olur, insan kendisi karar vermez, zorlanırsınız.
Her şeyde mantık ararsanız sonunuz vahimdir. Öyle saçma sapan şeyler görürsünüz, sinirden kendinizi yersiniz ki her şeye bağıran dengesiz biri olursunuz. Ama söyleyemezsiniz, o da bi kural. Sonra bişiyler olur, ne biliyim mesela günahtır.
Sonra da demeye çalışırsınız: “Ne güzel bir hayat…” Hadi yiyosa deyin.
Twitler yükleniyor... 5 saniye sonra
Bıdı bıdı bıdı bıdı dıdı dıdı dudu dudu hıdı hıdı hödü hödü yüklüyoruz öhüm öhüm bıdı bıdı vs vs... 6 nanosaniye önce
Yüklenmenin geç olmasının sebebi ben değilim, Twitter API'sinin yavaş olması. Gudu gudu hıdı hödö büdü büdü... 25697 asır önce
Ha tabi bunları okumuşsan, bu sitenin çok gizli bir özelliğini bulmuşsun demektir. ;) Tebrikler. Bu "sürpiz yumurta"yı bulduğunu bana da haber verir misin? Tıkla! 6 dinazor önce
Yeni yazıları takip etmenin
bir sürü yolu var!