Yaşantımız gereği her gün onlarca kişiyle beraber oluyor, bazen eğlenmek için, bazen iş gereği sohbet ediyoruz. Birisiyle konuşurken hiçbir zaman “neyse onu” açık açık söylemiyor, karşımızdakinin ne hissedeceğine önem veriyoruz.
Kimse kafası attırılmadıkça bir okul arkadaşına “sen beş para etmez, sorunları olan acınası bir herifsin” demez. “Daha iyi olabileceğini, ama şu anda da ciddi bir şey olmadığını” söyler. Kimse kimseye kolay kolay “Saçlarını sarıya boyatınca o.. gibi görünmüşsün.” demez. “Güzel olmuş.” der. İster böyle düşünsün, ister düşünmesin.
Demek istediğim şu ki, konuşurken özgür değiliz. Karşımızdakini düşünür ve asıl söylemek istediklerimizi buna göre yontarız. Yaşlandıkça bu konuda daha fazla deneyim kazanırız. Halter kaldıran sporcunun kas yapması gibi… Bu yüzden çocuklar daha açık sözlüdür, yırtık dondan çıkar gibi çıkabilirler. Bu yüzden ağzımızı açar ve tek kelime çıkmadan kapatırız bazen.
Bu iyi bir şey. Toplumun düzen içinde ve mutlulukla (?) yaşaması için buna ihtiyaç var. Eğer ben karşımdakine açık açık “O pembe kazak seni maymun gibi göstermiş.” dersem, o da bana haklı olarak “Sen de zaten tipsizin tekisin, ne öyle o çilli çilli!” diyecek. Karşılıklı, sessiz ve gizlice yapılmış olan “iyi davranma” anlaşması böylece çift taraflı olarak bozulacak. Böyle bir toplum düşünün! Herkes sonuçlarını düşünmeden gerçekleri söylüyor! O toplum katlanılabilir olur muydu? Nasıl ben birisine burnunun yamuk olduğunu söylemiyor “karakterine yakışıyor” şeklinde inceltiyorsam, o kişiden de “tipsizin tekisin” yerine “zekan ön planda” övgüsünü almayı hak ediyorum.
Halbuki hepimiz arka planda ne hissediyorsak aslında oyuz. Devamını oku »
Tamam salgın başladı. Ne yazık ki verdiğimiz kayıplar da var. Uzmanlar kalabalık yerlerde kendimize dikkat etmemizi, elimizi sıkça yıkamamızı ve yakın ilişkilerde bulunmamamızı da öneriyor. Yani durum pek iç açıcı değil. Hepsini kabul ediyorum. Hepsi tamam. Korkmakta haklıyız, önlemlerimizi almalıyız.
Şimdi size geçenlerde gördüğüm bir sahneyi anlatayım:
Antalya’ya gitmek için, Adnan Menderes Havalimanı’ndayım (ADB). Havaalanında 15-20 kişi ağızlarına maske takmış öyle geziyor. (Bunlar birbirini tanımayan farklı farklı insanlar.) Daha sonra (yarım saat rötarlı olarak) uçağa bindik. Hemen sağ çaprazımdaki bayan da yüzüne maske geçirmiş, yanındaki çocuğuna da zorla takmış bir tane. Yolculuk boyunca çıkartmadı. Kabul bir salgın var ortada. Alınan önlemler ve bir sürü uyarı da var. Mesele ciddi. Ama ben yine de domuz gribi salgınının önüne gelen her insana hastalıklıymış gibi davranacak kadar yayıldığına inanmıyorum. Nasıl henüz belediye otobüslerinde maskeyle yolculuk yapan görmediysem, ya da okula maskesiz gidebiliyorsak, havalimanının da farklı olduğunu düşünmüyorum. (Uluslararası terminalde olsak, yine bir nebze belki.) Devamını oku »