Bazı ufak şeyler vardır çevremizden beklediğimiz… O kadar ufak ve hayata o kadar yerleşik beklentilerdir ki bunlar, ne kelimelere döküp adlandırabilirsiniz, ne alenen talep edebilirsiniz. Onlar sadece “olur”. Böyle ufak şeyler hayatın tadı tuzu olup, hayatın sadece verilen sözler, açıkça ifade edilebilenlerden oluşmayan ilginç ve hoş bir şey olmasını sağlar.
Düşünsenize, öyle bir hayatınız var ki, fatura keser gibi her hareketinizi kağıda dökebiliyor, hepsini muhasebeleştirebiliyorsunuz… Hoş mu?
Ama tabi beklenenler genelde gerçekleşmez… Kişisine göre, vaktine göre, size göre, hissettiklerinize göre, dönemine göre, vs. vs. umurunuzda değildir genelde gerçekleşmemesi… Oralı bile olmazsınız. Hatta, belki siz bile fark etmezsiniz. Devamını oku »
Tavana asılmış tek beyaz floresan lambayı sevemedim bir türlü… “Ben bu avizeye bir milyon dolar yatırdım.” görünüşlü gereğinden çok daha fazla gösterişli avizelere de kıl olurum sarı ışık veriyor olsalar da.
Benim derdim daha çok ışığın şiddetindedir. Kısık ışığı severim. Kısık ve tercihen sarı ışık… Fona da hafif bir müzik verdin mi tamamdır! Oracıktaki koltuğa kıvrılmak istersin.
Koltuk mu? Hayal kuruyorum sanırım… Yoksa bu, günceye yazdığım ilk hayalim mi? Kim bilir? Devamını oku »
İnsanların birçoğu özgürlük istiyor. Nice savaşlar yapılıyor bu uğurda. İnsanlar başkalarına bağlanmaktan çekiniyor. Kendi kararlarını vermek istiyor. Bazıları sırf bunun için evden kaçıyor. İnsanlar hayatlarını olabildiğine yaşamak istiyor… Özgürce! İstedikleri gibi…
Ama özgür olmaya bu kadar önem veren insanlar birilerine bağlanıyor. Sevdikleri oluyor, sevgilileri ya da biricik aşkları… Onlara danışıyorlar, her şeyi iki kişilik düşünmek zorunda (?) kalıyorlar ve başlarına buyruk hareket edemiyorlar. Bazen bağlanmak insanları değiştirebiliyor, bazen sıfırdan bile yaratabiliyor…
Bir ikilem var ortada. Uğruna savaşlar verilen özgürlüğü kaybetme, kısıtlanma korkusu ve diğer yanda hoşlandığınız o insan, ona bağlanıvermek… Devamını oku »