http://v.ubenzer.com/2010/02/kirby-and-the-love-equation.mp4
Video ne yazık ki İngilizce olsa da, paylaşılacak kadar hoştu. Aşkın denklemi, çıkan sonuç ve sonuç doğrultusunda yapılacaklar… Devamını oku »
Bir gün bambaşka bir dünyada uyanmak isterdim. Her şeye sıfırdan başlayabileceğim, arkama bakmamı gerektirecek en ufak bir neden/kişi bile olmaksızın yeni ve umutlarla dolu bir dünyaya adım atmak isterdim.
İsteklerin daha kolay gerçekleştirilebileceği, deyim yerindeyse “pembemsi” bir dünyada… Devamını oku »
Sevişkenleri anlayabiliyorum bir yere kadar… Kışın “ısınmak” istiyorsunuz, yazın da içiniz kıpır kıpır oluyor. BİTAM’ın arkasındaki trafo size rezerve edilmiş. (Her gün bisikletle geçiyorum. Trafonun her duvarına bir sevişgen çift düştüğünü bile görmüşlüğüm ve oha demişliğim vardır.) Bilgisayar Mühendisliği’nin arkasından Tıp Fakültesi’nin otoparkına çıkan yolda da bank başına neredeyse bir sevişgen düşüyor, o da tamam. Olmadı Ziraat Kafe’nin etrafını ve Yabancı Diller’in bahçesini de deneyebilirsiniz. Hiçbirini beğenmediyseniz Kordon’un güzelim çimleri var.
Hepsi tamam. Zaten kimse sizin yiyişmenize bir şey demiyor. Sorun yok. Ama rica ediyoruz, lütfen, kütüphanede bari yapmayın arkadaşlar! Zaten zorlukla yer buluyoruz. Yan yana oturup önünüzde (bazen) kitaplar, birbirinizi öpüp durmayın, iki dakika da romantizm yapmayın. Ya adam gibi çıkın dışarı ne yapacaksanız yapın, ya da oturun ders çalışın! Dikkatimizi dağıtmayın. Masaları boşuna işgal etmeyin.
Tavana asılmış tek beyaz floresan lambayı sevemedim bir türlü… “Ben bu avizeye bir milyon dolar yatırdım.” görünüşlü gereğinden çok daha fazla gösterişli avizelere de kıl olurum sarı ışık veriyor olsalar da.
Benim derdim daha çok ışığın şiddetindedir. Kısık ışığı severim. Kısık ve tercihen sarı ışık… Fona da hafif bir müzik verdin mi tamamdır! Oracıktaki koltuğa kıvrılmak istersin.
Koltuk mu? Hayal kuruyorum sanırım… Yoksa bu, günceye yazdığım ilk hayalim mi? Kim bilir? Devamını oku »
İnsanların birçoğu özgürlük istiyor. Nice savaşlar yapılıyor bu uğurda. İnsanlar başkalarına bağlanmaktan çekiniyor. Kendi kararlarını vermek istiyor. Bazıları sırf bunun için evden kaçıyor. İnsanlar hayatlarını olabildiğine yaşamak istiyor… Özgürce! İstedikleri gibi…
Ama özgür olmaya bu kadar önem veren insanlar birilerine bağlanıyor. Sevdikleri oluyor, sevgilileri ya da biricik aşkları… Onlara danışıyorlar, her şeyi iki kişilik düşünmek zorunda (?) kalıyorlar ve başlarına buyruk hareket edemiyorlar. Bazen bağlanmak insanları değiştirebiliyor, bazen sıfırdan bile yaratabiliyor…
Bir ikilem var ortada. Uğruna savaşlar verilen özgürlüğü kaybetme, kısıtlanma korkusu ve diğer yanda hoşlandığınız o insan, ona bağlanıvermek… Devamını oku »
Zaman geçiyor. Dur durak bilmeyen bir hareketlilik var hayatta! Hayat var dışarıda!
İnsanlar var hayatta; mutlu. İnsanlar var hayatta; üzgün. İnsanlar var hayatta, hayat umurlarında olmayan.
Zaman geçiyor. Mutsuz olduğum her an, boşuna geçiyor o zaman. Harcanıyor resmen; geri gelemeyecek bir zaman dilimi boşa gitmiş oluyor.
Zaman değerli. Hayatın geri dönüşü yok. “Yapacağım, edeceğim.” diye her şeyi geleceğe yüklemenin anlamı yok. Yarının garantisi yok. Bugünün anlamsız geçmesinin hayata kattığı bir değer yok.
Yarın hiç gelmeyebilir. Trafik canavarının ya da doğal afetlerin sonraki kurbanı neden ben olmayayım? Ben özel değilim ki!
Buna göre yaşamak lazım… Dolu dolu. Pişman olmamaya çalışarak, ama yeri geldiğinde risk alarak. İçe atmak yerine ifade etmek lazım duyguları, hisleri. Yeri geldiğinde çemkirmek lazım, yeri geldiğinde ağlamak…
“En azından denedim!” demek lazım bu hayatta. Risk almadım, hiç hata yapmadım, ot gibi yaşadım demek, akıl kârı değil; kabul edilebilir hiç değil!
Hayat akıyor… Irmak gibi, sel gibi… Durmaksızın… Sizin yaptıklarınıza bakmadan, sizin kim olduğunuzu umursamadan. Durduramayız hayatı. O halde ona değer katmak lazım. Mutlu olmak için hayata değer katmak lazım. Geçip giden hayata bir yerinden dahil olmak lazım. Boşa geçmediğine inanmak lâzım hayatın…
Hayatıma değer katmak benim için kolay olmadı hiç. Çünkü bunun tek başıma yapabileceğim bir şey olduğuna asla inanmadım.
Hâlâ inanmıyorum. Ve bu değeri hayatımda istiyorum! Devamını oku »
Yazmaya başladım. Ama bu ikinci cümle bile zorla geldi. Bana bir olumsuzluk ifadesi lazım. “Hayır.” gibi ama daha çok anlam içermeli.
Öyle ki bu ifade temelde olumsuz bir anlam içermesine rağmen, iyi şeyleri de barındırabilmeli.
“İtici”ye yakın bir anlam lazım mesela. İğrenç, pis, kanı bozuk tarzı değil de “çekici”nin zıttı “topraklama” anlamında bir ifade… “Topraklama” ne mi? “Sende elektrik yok.”un fiziksel karşılığı.
“Topraklama”nın yanında “değişmemek” ifadesini de içeren bir anlam olsun bu “Hayır.” Kelimesinde. Değişmemek ama kendini kandırmadan… Bilinçli ve dikkatlice.
“Nasıl” ve “Neden” diye sorsun bu kelime!
Öyle bir kelime istiyorum ki baktığında insanın kafası bir şey hissedemeyecek kadar karışsın. Ardından akıla “rahatlama” ve “hayal kırıklığı” getirsin bu kelime.
Hayal kırıklığını o kadar iyi yansıtsın ki bu kelime, ikinci kez telaffuz edildiğinde “Alıştım ben artık.” bile gelsin insanın aklına.
Öyle bir olumsuzluk ifadesi istiyorum ki geleceği tek taraftan belirsiz kılsın. Az biraz (!) da kıskaçlığı getirsin akla.
Bu öyle bir kelime olsun ki, kullanıldığı yere bağlı olarak “mutluluk” anlamına da gelebilsin. Ama benim için ancak olumsuz temel anlamı bir şeyler ifade ediyor olsun.
Bu kelime hayal ve final olsun.
İşte ben bu kelimeyi biliyorum. Ama bir şey fark etmeksizin hala aramaya devam ediyorum. Bulana kadar da bu yazı bitemeyecek…
Biliyorum, ömür bitecek bu yazı bitmeyecek. Devamını oku »