Bir yolda koşuyorum. Gece. Bulutlu. Ay yok. Etraf zifiri karanlık. Tek ışık kaynağım, tek rehberim elimdeki fener. Pilleri o kadar zayıf ki, hemen önümü zor görüyorum.
Bir yolda koşuyorum. Her tarafta yüksek binalar var. Hepsi zifiri karanlık. Ölü bir şehirdeyim, tek ses ayak seslerim, nefesim, kalbim. Tek ışık el fenerim.
Bir yolda koşuyorum, geniş bir caddede. Binaları çevreleyen bir sürü sokak var. Kimisi dar, kimisi daha da dar. Nereye giderler bilmiyorum. Çıkmaz olup olmadıklarını da. Tek bildiğim ana yoldan bir an önce çıkmam gerektiği. Dümdüz ve hızla giden bir hiçlikten kurtulup, renklenmem gerektiğini biliyorum. Bunun için daracık sokaklardan, rehbersiz yollardan geçmem gerektiğini de biliyorum. Sapacağım sokaklardan onlarcasının çıkmak olacağını da biliyorum. Öyle olmuştu çünkü şimdiye kadar saptıklarım… “sv_cheats 3” ve “noclip on” şimdiye kadar söz konusu hiç olmadı. Devamını oku »
Rüya gibi bir tatil bitti! (Öhm eöö, evet bir hafta önce bitti.)
Tatilin ana fikri şüphesiz yeğenimdi benim için. Yazın başında doğan, şu an iki buçuk aylık olan minik yeğenim. Bakıp bakıp gülücükler atıp “agguu” dediğinde ya da adını söylediğinde (“ge,eee!”) dünyalar sizin oluyor.
Yeğenimin dışında, fazla sıcak bir yaz olmaması, arkadaşlarla gezip tozmam, evimizin 200 metre ilersine içerisinde sinema, bowling salonu
ve Burger King’i de olan Antalya’nın en büyük alışveriş merkezinin açılması da tatilin rüya gibi olmasına etki etti tabi. Bowling salonu!!
Bu yaz birçok defa günün doğumuna şahit oldum evin balkonunda. Bir yandan oyun oynayarak, program yazarak ya da internette sürterek defalarca sabahladım. Sessiz bir ana caddenin yavaş yavaş trafik gürültüsüne boğulmasını izlemek güzeldi. Devamını oku »