Bir yolda koşuyorum. Gece. Bulutlu. Ay yok. Etraf zifiri karanlık. Tek ışık kaynağım, tek rehberim elimdeki fener. Pilleri o kadar zayıf ki, hemen önümü zor görüyorum.
Bir yolda koşuyorum. Her tarafta yüksek binalar var. Hepsi zifiri karanlık. Ölü bir şehirdeyim, tek ses ayak seslerim, nefesim, kalbim. Tek ışık el fenerim.
Bir yolda koşuyorum, geniş bir caddede. Binaları çevreleyen bir sürü sokak var. Kimisi dar, kimisi daha da dar. Nereye giderler bilmiyorum. Çıkmaz olup olmadıklarını da. Tek bildiğim ana yoldan bir an önce çıkmam gerektiği. Dümdüz ve hızla giden bir hiçlikten kurtulup, renklenmem gerektiğini biliyorum. Bunun için daracık sokaklardan, rehbersiz yollardan geçmem gerektiğini de biliyorum. Sapacağım sokaklardan onlarcasının çıkmak olacağını da biliyorum. Öyle olmuştu çünkü şimdiye kadar saptıklarım… “sv_cheats 3” ve “noclip on” şimdiye kadar söz konusu hiç olmadı. Devamını oku »
Her şey gibi dünyanın da satılık olduğunu düşünün bir an. Bir dünya sipariş edebiliyorsunuz. Azıcık kremasından, bol şekerli nasıl arzı ediyorsanız dünyanız, hayatınız öyle şekilleniyor.
Bu çok uçuk oldu. Hayat normal hayat olsun. Yaşayıp gidiyorsunuz. Benim gibiyseniz her sabah uyandığınızda küfrediyorsunuz ya da bilmiyorum belki mutlusunuzdur gülücükler saçıyorsunuzdur. Uzun süre oldu da… Saçılan gülücüktü değil mi? Her neyse… Bu normal hayatta birisi geliyor yanınıza. Süper güçleri olan birisi ve diyor ki: “Bana hayatına eklemek ve hayatından çıkarmak istediğin şeyleri söyle, onları gerçekleştireyim.”
Soruyorum: Hayatınıza neleri eklemek ve hayatınızdan neleri çıkarmak isterdiniz?
Ne çıkarmak istediğimi hiç düşünmedim ben. Sanırım iyi böyle, bir şeyleri silmeye gerek yok. Fazla mal göz çıkarmaz. Ama neyi ilave edeceğimi çok iyi biliyorum. Devamını oku »
Bugünden itibaren kişisel konularda yazmayı (en azından bir süreliğine) bırakıyorum.
Ne gerek(mış) var ki? Hem içimi döküp, hem de bunları kalıcı bir ortamda paylaşmak yerine, duvara konuşmam daha mantıklı olabilirmiş.
Benim gizli korkularım varmış meğerse. Ben aslında yazdıklarımda millete mesaj gönderiyormuşum. Herkesin yazılarımı okumasını ve onlardan bir anlam çıkarıp gönderdiğim mesajı “anlamasını” bekliyormuşum. Kendim için yazmıyormuşum. Aslında ben insanlarla konuşamayacak, ya da onlara hislerimi aktaramayacak kadar özürlü olduğumdan yazmayı tercih ediyormuşum.
Gizli korkularım varmış.
Kendimin bile bilmediği gizli sorunlarım varmış.
Devamını oku »
Ablamı evlendirdik. O artık Deniz ARDAHAN. Onlar artık yeni bir aile. Onlar şimdi balayında.
Sonsuz mutluluklar diliyorum. Balayı biter bitmez evlilik başlıyor da diyebiliriz.
Düğün Pazar günü, KONYA Selçuk Ünivesitesi Sosyal Tesisleri’nde saat 19′da idi. Antalya’dan Cumartesi sabah yola çıkacaktık. Ama ablam evden gelin olarak çıkmalıydı.
Konu komşu ablama alkışlarla veda etti. Ama yoldayken bir çok kişinin aksine korna çalarak insanları rahatsız etmedik. Saatin 8.30 civarı… Gelin arabası yola çıkıyor.
Gelinlik güzel görünse de rahat bir şey değilmiş. Haliyle Konya’ya kadar (4.5 saat) gelinlikle gidemeyeceğinden ablamların evine gittik. Hem “Damat Bey” damatlığını çıkardı, hem de “Gelin Hanım” gelinliğini.
Sonra ver elini Konya… Yol Manavgat’a kadar dümdüz ve ayrılmış yol ama maşallah trafik şehir içi trafiği… Antalya’da olduğunuz belli oluyor. Konya sapağına girince yol aniden sakinleşiyor ama bu sefer de dağ yolu. Turistik yolun cillop asfaltından çıkmışsınız, yol ya iki şerit ya üç şerit… Ama yine de güzel. Bir ara mola verdik. Fotoğrafta bizim arabamız ve gelin arabası yan yana. Haliyle önde çiçek, camın ortasında araba süsleri ve plakada ‘Mutluyuz, evleniyoruz.’ ile gitmeyi polis amcalar hoş görmezdi. Biz de sökmüştük.
Ve Konya’dayız! Pek Konya’yı görme şansımız olmuyor, çünkü kestirmelerden giderken şehir merkezini atlıyoruz. En sonunda “erkek evi”
ne varmışız. Onların adetlerine göre düğünden önce aileler tüm akrabalarla beraber yemek yermiş. Her şey iyi gidiyor. (benim acilen tuvalete gitmem gerekmesi dışında)