Bunun Burada Ne İşi Var?
Dün şehre inmek için Sayın Menderes Türel’in zamanında Hafif Metro ...
Son birkaç aydır yazı yazma sıklığımın önemli ölçüde azaldığını fark etmişsinizdir.
Yetişemiyorum. Sabahın 7′sinde uyanıyorum, akşam 7′de anca eve varıyorum. Zaten turşu gibi oluyorum. Bir de yemek derken oluyor saat 8. Az dalga geçsem 9. Sonra yüksek lisans ile ilgili proje ödev vs. onlara bakıyorum. Zaten tüm gün bilgisayar başında olduğum için hiç zevkli gelmiyor, onu söyleyeyim.
Sonra saat 12 olmuş oluyor ve 6-7 saat uyuyabilmek için debeleniyorum.
Hangi ara blog yazayım?
ASM ile Snake Game (Yılan Oyunu) yazdıktan sonra, bize verileceğini tahmin ettiğim bir sonraki ödev: Doğrudan Makine Kodu ile (1110101011) Red Alert 3 yazmak. C, henüz icat edilmedi tabi… Ya da derste gösterilmedi…
Ve birkaç başka husus:
Biz o kadar proje yapıyoruz, bazen sabahlıyoruz, bazen sinirimiz bozuluyor, canımız çıkıyor, emek harcıyoruz neden bunların notumuzu ne kadar etkileyeceği belli değil? Bu nasıl bir mantık? Laboratuvar notunun % kaçının, vize ve final notunun % kaçının alınacağı nasıl olur da, bu saate kadar belli olmaz? Bu kadar keyfe keder bir karar mıdır bu? Bunun öğrencilerin plan ve programını etkileyebileceği düşünülmemiş midir? Devamını oku »
Bazı ufak şeyler vardır çevremizden beklediğimiz… O kadar ufak ve hayata o kadar yerleşik beklentilerdir ki bunlar, ne kelimelere döküp adlandırabilirsiniz, ne alenen talep edebilirsiniz. Onlar sadece “olur”. Böyle ufak şeyler hayatın tadı tuzu olup, hayatın sadece verilen sözler, açıkça ifade edilebilenlerden oluşmayan ilginç ve hoş bir şey olmasını sağlar.
Düşünsenize, öyle bir hayatınız var ki, fatura keser gibi her hareketinizi kağıda dökebiliyor, hepsini muhasebeleştirebiliyorsunuz… Hoş mu?
Ama tabi beklenenler genelde gerçekleşmez… Kişisine göre, vaktine göre, size göre, hissettiklerinize göre, dönemine göre, vs. vs. umurunuzda değildir genelde gerçekleşmemesi… Oralı bile olmazsınız. Hatta, belki siz bile fark etmezsiniz. Devamını oku »
Uyuyamıyorum. Tık yok. Göz kapaklarım kapanıyor, salağa bağlıyorum, zekâ seviyem eksilere düşüyor ama hayır, uykuya dalamıyorum işte! Ne yapmam gerek hiçbir fikrim yok. Kuzu, koyun, keçi, dinozor ejderha ve bilumum hayvanları sayıyorum, yok. Güzel güzel hayaller kuruyorum, yok.
Uyuduğumda da uyanamıyorum bir türlü! Ne kadar uzaktan geliyor o cep telefonunun alarm sesi… Dünya ne kadar uzaklaşıyor ruhumdan, anlatmam mümkün değil… O sıcacık yatağı bırakıp kalkmak bir ölüm…
Nereye kadar gidecek bu böyle?
Hoş değil.

Yazar sınav döneminde (ve haliyle inekleme döneminde) olduğu için yazı göndermekte sıkıntılar çekmektedir.
Bu sıkıntıların en başında yazmaya vakit ayıramamak var. Bilgisayarın başında geçtiğimde ders çalışıyorum, satırlarca kaynak kod yazıyorum, “pointerları gösteren pointerları gösteren pointerları gösteren pointer tipinden pointerlar” konusuna çalışıyorum, Salı gününe iki ödev yetiştiriyorum. Başka bir sıkıntı olarak yemek yiyorum, çok vakit alıyor. Uyuyorum ama sadece zorunluluktan, yoksa içimden uyumak bile gelmiyor şu anda. Yazın tadını (!) çıkarıyorum. Anladınız siz ne demek istediğimi… Ne de olsa etraf cıvıl cıvıl… Ha bir de bunların dışında çözmem gereken bir iki tutarsızlık ve birisine kanıtlamam gereken bir konu var hayat ile ilgili. Ayrıca OBS için bağıl sistem algoritması çıkarmam gerektiğinden bahsetmiyorum bile.
Yukarıdaki ve benzer nedenlerden ötürü bu aralar çok yazı yazamayacağım. (hatta yazamıyordum)
Günün en sevdiğim vakti uyku vakti. Çünkü uyurken nasıl gerçek hayatla rüya karışıyorsa elde ettiğimle edemediğim de karışıyor. Uyurken tek sınır hayal gücümün sınırı oluyor. Böyle düşününce FRP’cileri anlar gibi oluyorum, tek sınırımız hayal gücümüz… Kesinlikle heyecan verici.
Uyumak film çevirmeye benziyor… Uyurla uyanık arasındaki o zaman diliminde, şanslıysanız rüyanızda da kendi filminizi yönetiyorsunuz. Yönetmeninden senaristine kadar adı anılacak herkesin size bağlı olduğunu düşünün. Hepsi sizin beyniniz sonucunda. Oyuncuları kendiniz seçiyor ve istediğinizi yaptırıyorsunuz, her şey olmasını istediğiniz gibi, değilse bile beyninizin bir nöronuyla değiştirebiliyorsunuz. Kameraman bile sizsiniz. İster birinci şahıs kamerasından, isterseniz tüm olayları üstten görebiliyorsunuz.
Yazmayanlarınız bilmez, hikâyelerde ikili konuşma yazmak hikâyenin en zevkli bölümlerinden biridir. İki karakter büyük bir uyumla konuşuyordur. Birbirleriyle senaryoda daha önce ortak yaşadıkları bir olayı kullanarak şifreli konuşuyormuş izlenimi vermek çok hoşuma gider benim. Aralarında bir uyum vardır karakterlerin… Belki bu uyuma bir örnek de filmlerdeki diyaloglar (özellikle uyumsuz polis ve ortağının diyalogları ve daha sonra sevgili olacak bayan ve bay başrol oyuncusunun diyalogları) verilebilir.
İşte bu uyumu seviyorum. Uyumlu ve haliyle ben yazdığım için sonunun nereye gideceğini bildiğim bu konuşmalara bayılıyorum. Onun için uyurla uyanık arasındaki o ince noktayı seviyorum. O noktada ikili diyalogdaki karakterlerden biri olmaya bayılıyorum, geçici de olsa (ve geçici olduğundan sinir bozucu da olsa) bir süreliğine en ufak bir hayal kırıklığına uğrama riski olmadan mutlu olabilmek…
Devamını oku »
Twitler yükleniyor... 5 saniye sonra
Bıdı bıdı bıdı bıdı dıdı dıdı dudu dudu hıdı hıdı hödü hödü yüklüyoruz öhüm öhüm bıdı bıdı vs vs... 6 nanosaniye önce
Yüklenmenin geç olmasının sebebi ben değilim, Twitter API'sinin yavaş olması. Gudu gudu hıdı hödö büdü büdü... 25697 asır önce
Ha tabi bunları okumuşsan, bu sitenin çok gizli bir özelliğini bulmuşsun demektir. ;) Tebrikler. Bu "sürpiz yumurta"yı bulduğunu bana da haber verir misin? Tıkla! 6 dinazor önce
Yeni yazıları takip etmenin
bir sürü yolu var!