Temmuz
2010

Hayata Ontolojik Bir Bakış

Temmuz 2010 misafiri Murat Osman Ünalır yazıyor…

Ontoloji, ilk kez Aristo’nun ortaya attığı bir kavram. Eski Yunanca’da “onto” varlık, “logy” bilim anlamına geliyor. Dolayısıyla, ontology “varlık bilimi” demek. Peki, o zaman yazının başlığını da “Hayata varlık bilimsel bir bakış” diye çevirsek olmaz mı? Olur olmasına da, işin anlamsallığı farklılaşabilir. Diğer yandan, ontoloji, felsefe biliminin temel yapıtaşlarından birisi. Peki, ben bir bilgisayar mühendisi -belki de veri veya bilgi mühendisi demek daha doğru olabilir- olarak neden işin felsefi boyutuyla da hayata bakabilmeliyim? Ya da okuyucu gözüyle bakacak olursak, hayata ontolojik bakmak iyi bir şey midir? Bakmalı mıyız? Yoksa bize ne mi? Ya da, zaten hayata ontolojik bakıyorsak ve de farkında değilsek. Biz farkında değiliz belki de; ama, beynimiz farkında. Bundan emin olabilirsiniz.

Hayata gözlerimizi açtığımız ilk andan itibaren algılamaya başlıyoruz. Algılamak çok çok önemli. Algılamak önemli tabi ki ama kümelemek de çok önemli, sınıflandırmak da çok önemli. Sonrasında da tahminlemek de gerekir tabi ki. Algılamak, kümelemek, sınıflandırmak, tahminlemek; işte bütün bunlar hayata daha sıkı sıkıya tutunmamızı sağlayan bilişsel faaliyetler. Bilişsel olunca, işin psikolojik boyutu da devreye girince, “psiko-bilişsel” oluyor. İnsanoğlu kimyasal, biyolojik, psikolojik, fizyolojik, bilişsel bir yaratık olunca, doğal olarak ontolojik bir yaratık da oluveriyor. Ontoloji her yerde. Siz onun adına ontoloji demiyorsunuz sadece. Daha önce ontoloji kavramını duymayanların benden farkı bu. Ben de duyduktan sonra hayata ontolojik bakmanın önemini kavrayanlardanım.

Peki, ontolojik bakınca ne oluyor? Önce çevreyi algılıyorsunuz. Ama algıladığınızın farkında değilsiniz. Zaten bu, sizin içinizde “gömülü bir işlev” olarak geliyor. Yani insansanız algılayacaksınız. Renkleri de, duyguları da, insanları da. Diyelim ki bir başka yaratıksanız, insan gibi algılamıyorsunuz tabi ki. Ama insanı diğerlerinden ayıran fark nedir? AKIL. Hani derler ya, “Akıllı ol.” diye. Bence onu değiştirmeliyiz. “Hayata ontolojik bak.” demeliyiz. Yani ontolojik bakmak, algıladıklarımızı kümelemek ve sınıflandırmak anlamına geliyor. Sonra da algıladığımız nesne, varlık sayısı arttıkça tahminleme yeteneğimiz de artıyor. Siz “xyz” harf üçlemesini (bu da ne demekse) okuyunca bir ANLAM ifade ediyor mu? “Elma” dersem çık, “armut” dersem çıkma deyince “elma” ve “armut” daha mı anlamlı geldi? O halde “xyz”yi “elma”dan ayıran ne? “xyz”deki her bir sembolün harf olduğunu biliyorsunuz. “xyz”yi neden harflerine ayrıştırıyorsunuz? “Elma”yı da ayrıştırsanız ne olur? “e” – “l” – “m” – “a” oluyor. Ama bu elmayı dört parçaya bölmeye benzemedi değil mi? Tüm bunların algılama ile ne ilgisi var diyeceksiniz. Doğal dil ile ne ilgisi var diyeceksiniz. Önce algılarız. Gözünüzün önüne Newton’un kafasına düşen kırmızı (kim görmüş kırmızı olduğunu?!) elmayı getiriniz. İngiliz neyi getirecek gözünün önüne? (cevap: “red apple” :) ) İngiliz’in gördüğüyle, bizim (Türkçe bilen herkes) gördüğümüz, görsel boyutta (elmanın çapı cinsi, kırmızı renginin tonu, hangi bahçede yetiştiği, hormonlu mu değil mi bunlara girmiyorum.) aynı varlık veya nesne. İsimleri farklı. Algıladığımıza bir isim takıyoruz. Aynı doğduğumuz anda bize bir isim taktıkları gibi. Örneğin, benim adım “Murat Osman”. Ailem “Osman” diye çağırır. Küçükken öğretmenlerim “Murat” deyince algılamazmışım. Neden, ailem günde 100 (saymadım bu arada) kere “Osman” deyince algılamam da o şekilde değişiyor/etkileniyor. Ben “Osman” diye çağrılmalıyım. İleride bu algılama problemini ortadan kaldırmak için ismimin “Murat Osman” olduğunu belleğime yazdım. Algılama parametrelerimi değiştirdim. Artık “Murat” dediklerinde de bakıyorum.

Algıladıktan sonra, kümelemek lazım. “Elma” ve “armut”a geri dönecek olursak: Neden “elma” dersem çık, “masa” dersem çıkma demiyoruz? Size böyle deseler, kümelediğiniz “elma”lar ve “armut”lar nedeniyle, algınız sizi uyarır. Algınız size şunu diyecektir muhtemelen: “elma” yerine “sandalye” kullanınız, ya da “masa” yerine “armut” kullanınız.

Kümeledikçe sınıflandırmak da gerekiyor. Neden “elma” ve “bezelye” ikilisini bir arada anmıyoruz? Birisi “meyve”, diğeri de “sebze”. Yani sınıflandırmışız: “meyveler” ve “sebzeler”. Nasıl sınıflandırıyoruz? Ya “önceden sınıflandırılmış kavram kümelerini” olduğu gibi transfer ediyoruz ya da benzerliklere bakıyoruz. Okul öncesi eğitim yıllarınıza gidecek olursanız, size o renkli kitaplarda sorulan ilk soruların “hangisi farklı?”, “hangisi tıpkısı”, “hangisi benzeri” gibi sorular olduğunu hatırlayacaksınız. O halde kümelemeye, sınıflandırmaya o yaşlarda farkında olacak bir şekilde başlamışız. Peki, her şeyi sınıflandırmak iyi midir? Hayır. Nedenini siz araştırın. “Başkalaştırmak” kelimesi, araştırmanızda sizin için yeterli bir anahtar kelime olabilir. Buna da “bağlam” diyoruz işte. “Bağlam”, neyi, ne zaman, nerede yapacağını bilmektir. Bu da deneyimle öğrenilir. Çocuğun birisi her sakallıyı dedesi sanıyormuş. Biliyorum siz öyle yapmıyorsunuz. Buradaki “sakal” bağlam oluyor. “Dede” var, “sakallı dede” var, “sakalsız dede” de var. Keçiler de sakallı olabiliyor ama dedemiz olamıyor, biyolojik kurallar gereği ve tabi ki tahmin edebileceğiniz gibi.

Tahmin etmek için de deneyim gerekiyor. Deneyim ya da deney sayınız arttıkça, tahminlemedeki başarımınız da artacaktır. O halde denemekten korkmayınız. Başarmak için denemek gerekiyor. Çok yanılmak gerekiyor. Hayata ontolojik bakmak gerekiyor.

Siz zaten hayata ontolojik bakıyordunuz. Ben sadece, “farklı bir farkındalık” yaratma gayretiyle bu yazıyı yazmaya çalıştım. Yanıldıysam ne mutlu bana!

bu yazı 1.317 defa okundu

Temmuz 2010 Konuk Yazarı Hakkında

Murat Osman Ünalır

Murat Osman ÜNALIR, anlamsal web teknolojileri ve ontoloji mühendisliği konusunda çalışmalar yapmaktadır.

Site hoşunuza gitti mi? Belki arkadaşlarınızın da gider.

İstekli

Aaa Reklam

Yorumunuzu Bırakın

Bu yazıya gönderilen yeni yorumları e-posta aracılığıyla bana bildir
Yeni gönderilenleri yorum yapmadan takip etmek için tıklayınız.

Yorumunuz başarıyla alındı. Onaylandıktan sonra yayımlanacaktır. Teşekkürler.

Yazar Hakkında

Murat Osman Ünalır

Murat Osman ÜNALIR, anlamsal web teknolojileri ve ontoloji mühendisliği konusunda çalışmalar yapmaktadır.

Twitler yükleniyor... 5 saniye sonra

Bıdı bıdı bıdı bıdı dıdı dıdı dudu dudu hıdı hıdı hödü hödü yüklüyoruz öhüm öhüm bıdı bıdı vs vs... 6 nanosaniye önce

Yüklenmenin geç olmasının sebebi ben değilim, Twitter API'sinin yavaş olması. Gudu gudu hıdı hödö büdü büdü... 25697 asır önce

Ha tabi bunları okumuşsan, bu sitenin çok gizli bir özelliğini bulmuşsun demektir. ;) Tebrikler. Bu "sürpiz yumurta"yı bulduğunu bana da haber verir misin? Tıkla! 6 dinazor önce

Geçen Yıllarda Bu Hafta

2011

Bunun Burada Ne İşi Var?

Bunun Burada Ne İşi Var?

Dün şehre inmek için Sayın Menderes Türel’in zamanında Hafif Metro ...

Windows 7’de Bilgisayarınızın Aldığı Puanı Değiştirin

Windows 7’de Bilgisayarınızın Aldığı Puanı Değiştirin

Biliyorsunuz Microsoft, Windows Vista’dan bu yana bilgisayarlar için bir performans ...

Dördüncü Sınıfın Birinci Döneminden Öğrenci Görüşleri

Dördüncü Sınıfın Birinci Döneminden Öğrenci Görüşleri

Dördüncü sınıfın yarısı bitti. Okuldan mezun olmak üzereyim. İyisiyle kötüsüyle bir ...

UBenzer’den Alın!

UBenzer’den Alın!

Ablam evdeki kullanılmayanları ayırmış, “Umut bunları sat.” dedi. Hazır elime ...

2009

Kısık Işık

Kısık Işık

Tavana asılmış tek beyaz floresan lambayı sevemedim bir türlü… “Ben ...

Antalya Toplu Taşıma Sisteminin Sorunları - 1

Antalya Toplu Taşıma Sisteminin Sorunları - 1

Antalya’da ulaşım bir ölüm. Trafik sıkışıklığı, haftada bir yönü değişen ...

2008

14 Şubat

14 Şubat

Biliyorsun bugün 14 Şubat. Daha iki gün öncesinden hazırdı zaten ...

Uyumadan Önce Son Boşluk

Uyumadan Önce Son Boşluk

Uykuya dalmadan önce düşünürüm… Kötü alışkanlıklarımdan biridir. Aklıma ne gelirse ......

NES Emulatörleri

NES Emulatörleri

Daha önceki şu iki yazımda (1.si, 2.si), çocukken bolca oynadığımız ...

Son Yorumlar