Network Hareketliliklerini Sağ Alt Köşede Görün
Bazen merak ederiz: “Acaba şu an İnterneti kullanan bir yazılım ...
Hiçbir kategoriye uymayan yazılar burada bulunur.
Kaçırılmış fırsatlar, boşa çıkmış beklentiler, yaşanan büyük acılar üzerinde düşünmek çoğu zaman sıkıntı ve üzüntü vericidir. Ancak ABD’nin Missouri Üniversitesi’nden Laura King’in de yedi yıllık bir çalışma sonunda gösterdiği gibi, bu deneyimleri doğru biçimde ‘sindirebilmek’ kişilik gelişiminde ve sonuçta mutluluğa önemli bir katkı sağlayabilir.
King, kötü deneyimleri halı altına süpürmek yerine onların üzerinde düşünmek için zaman ayıranların, daha olgun ve genel anlamda mutluluğa daha açık kişiler haline gelebildiklerini, bu kişilerin mutluluklarının da daha kalıcı olduğunu söylüyor: “İnsanlar, başlarından geçen acılı ya da sıkıntılı durumlardan sonra yeniden mutlu olabilmek için genellikle acele ediyorlar. Anlamaları gereken şeyse kendini kötü hissetmenin, üstelik de belli bir süre boyunca kendini kötü hissetmenin yanlış bir şey olmadığı.”
Araştırmasını uzun sürelerle izlediği yetişkinlerin deneyim ve görüşlerine dayandıran King, kayıp ya da acıları üzerinde düşünmek yerine, mutlu olmak için acele edenlerin bu mutluluğunun kırılganlığına da dikkat çekiyor. “Acılı ve trajik olaylar insanları değiştirir. Bu olay her ne ise, birdenbire öncesine dönüp, olay hiç olmamış gibi yaşayabileceğinizi düşünmek her şeyden önce gerçekçi değil. Mutluluk, acılı geçmişi unutarak değil, yaşamınızı daha önce yaptıklarınızın ya yaşadığınız olumsuzlukların üzerinekurabilmenizle ilgili. Ya da bir zamanlar ne ve kim olduğunuzun…”
Yorum: Doğru araştırma sonucuna ne denir…
Günün en sevdiğim vakti uyku vakti. Çünkü uyurken nasıl gerçek hayatla rüya karışıyorsa elde ettiğimle edemediğim de karışıyor. Uyurken tek sınır hayal gücümün sınırı oluyor. Böyle düşününce FRP’cileri anlar gibi oluyorum, tek sınırımız hayal gücümüz… Kesinlikle heyecan verici.
Uyumak film çevirmeye benziyor… Uyurla uyanık arasındaki o zaman diliminde, şanslıysanız rüyanızda da kendi filminizi yönetiyorsunuz. Yönetmeninden senaristine kadar adı anılacak herkesin size bağlı olduğunu düşünün. Hepsi sizin beyniniz sonucunda. Oyuncuları kendiniz seçiyor ve istediğinizi yaptırıyorsunuz, her şey olmasını istediğiniz gibi, değilse bile beyninizin bir nöronuyla değiştirebiliyorsunuz. Kameraman bile sizsiniz. İster birinci şahıs kamerasından, isterseniz tüm olayları üstten görebiliyorsunuz.
Yazmayanlarınız bilmez, hikâyelerde ikili konuşma yazmak hikâyenin en zevkli bölümlerinden biridir. İki karakter büyük bir uyumla konuşuyordur. Birbirleriyle senaryoda daha önce ortak yaşadıkları bir olayı kullanarak şifreli konuşuyormuş izlenimi vermek çok hoşuma gider benim. Aralarında bir uyum vardır karakterlerin… Belki bu uyuma bir örnek de filmlerdeki diyaloglar (özellikle uyumsuz polis ve ortağının diyalogları ve daha sonra sevgili olacak bayan ve bay başrol oyuncusunun diyalogları) verilebilir.
İşte bu uyumu seviyorum. Uyumlu ve haliyle ben yazdığım için sonunun nereye gideceğini bildiğim bu konuşmalara bayılıyorum. Onun için uyurla uyanık arasındaki o ince noktayı seviyorum. O noktada ikili diyalogdaki karakterlerden biri olmaya bayılıyorum, geçici de olsa (ve geçici olduğundan sinir bozucu da olsa) bir süreliğine en ufak bir hayal kırıklığına uğrama riski olmadan mutlu olabilmek…
Devamını oku »
Matematikçiler: Matematikçiler fil avlamak için Afrika’ya giderler, fil olmayan her şeyi dışarı atıp geri ne kalırsa, onu avlarlar.
Deneyimli matematikçiler: Bir önceki adımdaki işlemi yapmadan önce, en az bir filin bulunduğunu ispat ederler.
Matematik Profesörleri: En az bir filin bulunduğunu ispat ederler ve onun bulunup yakalanışını yüksek lisans öğrencilerine ödev olarak verirler.
Bilgisayar Mühendisleri
1. Afrika’ya git.
2. Ümit Burnu’ndan başla
3. Düzenli bir şekilde tüm kıtayı doğudan batıya tarayarak kuzeye doğru ilerle.
4. Her tarama adımında
a. Görülen tüm hayvanları yakala.
b. Her yakalanan hayvanı bilinen bir fille karşılaştır.
c. Bulunca dur. Vurmaktan eminsen vur.
Deneyimli Bilgisayar Mühendisleri: Yukarıdaki algoritmanın durmasını garantilemek için Kahire civarına önceden bir fil yerleştirirler.
Assembly Dili Programcıları: Bu algoritmayı, ellerinin ve dizlerinin üzerinde emekleyerek izlemeyi tercih ederler.
Ekonomistler: Bu meslek grubundakiler fil avlamazlar; ancak yeterli ücret ödendiği takdirde, fillerin kendi kendilerini avlayacağını düşünürler.
İstatistikçiler: Peş peşe N kez rastladıkları hayvana “FİL” adını verip, onu avlarlar.
Politikacılar: Fil avlamazlar, sadece sizin avladığınız fili kendi seçmenleriyle paylaşırlar.
Kalite Kontrol Denetçileri: Fillerle ilgilenmeyip, avcıların jipe eşyalarını yüklerken yaptıkları hatalarla uğraşırlar.
Bilgisayar Yazılımı Satıcıları: Yakaladıkları ilk hayvanı sevk edip, “fil” faturası keserler.
Bilgisayar Donanımı Satıcıları: Tavşan yakalayıp bunları griye boyar ve “Masa Üstü Fil” diye satarlar.
Bu yazı alıntıdır. Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği sitesinde blog yazanların birinin blogunda görerek alıntı yaptım. Ama site sağolsun arama özelliği bile olmadığından şu anda kime ait olduğunu arayıp bulup buraya yazamıyorum ve bu yüzden özür diliyorum.
Böcekler beni yiyor Agnes… Yok! Bu çok sert oldu sanki. Kimsenin kimseyi yediği yok. İyi de bu statükonun böcekleri gerçekten bizi yedi bitirdi. Yok yok… Bu sadece Peter’in saçma bir kokain paranoyası. Yoksa bu düzenin saygıdeğer koruyucuları! Neden bizimle uğraşsın ki…
Artık bu gezegenin hiçbir yerinde güvenlik yok. Teknolojinin gelişmesi, kimyasal maddeler, haber alma teknolojisi… Kabul etmek lazım ki, Peter burada paranoyanın ucunu biraz kaçırmış. Ne alakası var canım. Tamam artık… Her türlü sıkıntımızı sanal alemlerde hallettiğimiz doğru. Hayır hayır yanlış anlamayın insan hala sosyal bir hayvan buna bir şey demiyorum. Tabi ki internet de bir iletişim yöntemi. Yani ne olur ki bakkala gitmeden alışveriş yapsak; yemeğimizi tuşlarla sipariş etsek ki günün çorbası hakkında esprili bir yorum almaya da artık gerek kalmadı. Sevdiceğinin gözlerinin içine bakmasan da olur-ki bir demet papatyayı resim babında gönderen siteler de var artık özel günlerde. Nasıl olsa birlerle sıfırlar bizim yerimize her şeyi hallediyor. Teşekkürler birler, teşekkürler sıfırlar… Kaçınız bir araya geldiğinizde ne anlam ifade ettiğinizi bilemesek de sizleri seviyoruz!
1982’den sonra bu gezegende doğan herkesin deri altına bu denetim çiplerinden koydular… Yapmamalı… Bir kuşağı böyle zedelememeli… Hepimiz çok mutluyuz yaşadığımız bu hayattan. Ne olmuş ki yani… Tamamen dejenere olmanın kime zararı var ki? Onların istediği gibi bir toplum olmanın bizim için bir sıkıntı olduğunu kimse dile getiremedi. Onlar mutluysa bizim için ötesi yok mu ne?
Tiyatro
BÖCEK (BUG)
Yazar: Tracy Letts
Yönetmen: Haken Taner Yıldırım
Bu keşfi daha önce yapmıştım ama tesadüfen mi oldu, yoksa cidden hep işe yarıyor mu bilmediğimden kendime saklamıştım. Artık bu gerçeği saklamanın gereği yok. Buraya yazacaklarım olay yaratacak…
SUS DA ANLAT ŞU YOLU!
Tamam efendim, tamam…
=)
Yokuştan kulağınız mı tıkandı? Çözüm: Esneyin. Yapmacık da olsa, öylesine de olsa, saat öğlen 12 de olsa, hiç uykunuz olmasa da esneyin. Bunu birkaç defa yapınca, hani esneme esnemeyi çeker derler ya, istemsiz olarak cidden esnemek isteyeceksiniz.
Kocamaaaaaaaan bir esneyin. Gerekirse ağzınızı bile kapamayın. Buyrun, tıkanan kulağınız açıldı. Öyle burnunuzu tıkayıp kulağa hava vermek gibi atraksiyonlara girmenize hiç gerek kalmadan hem de.
Saygılar efendim saygılar.
Ben, bu blog girdisi olarak, okurlarımın bayramlarını kutluyorum. Yaşca yazarımdan yaşlı olanların elini e-öpüyorum. (Bayram harçlıklarını izleyen banka hesabına yatırabilirsiniz
)
Bu bayramı bir mola (timeout) olarak kullanalım. Günlük hayatımızdan ve dertlerimizden uzaklaşalım. Kafa karışıklıklarımızı bir kenara atalım. Kabus görmemeye çalışalım. Sadece sevdiklerimizin ve yakınlarımızın yanında olmanın getirdiği huzura odaklanalım.
Hepinize iyi bayramlar!
Twitler yükleniyor... 5 saniye sonra
Bıdı bıdı bıdı bıdı dıdı dıdı dudu dudu hıdı hıdı hödü hödü yüklüyoruz öhüm öhüm bıdı bıdı vs vs... 6 nanosaniye önce
Yüklenmenin geç olmasının sebebi ben değilim, Twitter API'sinin yavaş olması. Gudu gudu hıdı hödö büdü büdü... 25697 asır önce
Ha tabi bunları okumuşsan, bu sitenin çok gizli bir özelliğini bulmuşsun demektir. ;) Tebrikler. Bu "sürpiz yumurta"yı bulduğunu bana da haber verir misin? Tıkla! 6 dinazor önce
Yeni yazıları takip etmenin
bir sürü yolu var!